Almanya'da Türkçe Anadil Dersleri

ve Okullardaki Tehlikeli Gelişmeler

Kemal Yalçın

Türkçe  Öğretmeni

Federal Almanya, Türkiye´den işgücü alımına 40 yıl önce başlamıştı. Amaç hızla gelişen ekonominin işçi açığını kapatmaktı. 30 Ekim 1961´de Türkiye Cumhuriyeti  ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında yapılan İşgücü Alımı Anlaşması´na göre; gelen işçiler üç yıl çalışıp geri dönecekti. Böylece Almanya, sigorta, emeklilik, aile işleri, yabancı işçi çocuklarının eğitimi, yabancı işçilerin kültürel gereksinimlerinin karşılanması gibi baş ağrıtan sorunlardan kurtulacağını düşünüyordu. İşçi değil, işgücü alımıydı sözkonusu olan!

 Ama evdeki hesap çarşıya uymadı! “Üç beş kuruş biriktirip geri dönerim.” diyen insanların çoğu Almanya´ya yerleşti. Eşini, çoluğunu çocuğunu yanına getirdi. 1974´de içgücü alımının durdurulmasından sonra, bu süreç daha da hızlandı. Dönüşümlü işgücü alımı, Almanya´ya işçi göçüne dönüştü. Başlangıçta “misafir işçi” diye adlandırılan insanların çoğunluğu, Almanya´yı “ikinci vatan” olarak benimseyip, yerleştiler.

Göç, beraberinde eğitim, kültür, farklı yaşam biçimi; değişik dünya görüşlerinin çatışması gibi önemli sorunları beraberinde getirdi. Bu nedenle bazı tutucu Alman politikacıları; “Biz işgücü bekliyorduk; karşımıza insan çıktı!” sözünü dillerine doladılar. Sıkıştıklarında, işsizlik artığında: “Yabancılar dışarı, Almanya Almanlarındır!” ırkçı sloganı ile oy toplamaya giriştiler.

Göçmen işçilerin sorunlarının başında eğitim ve kültür sorunu geliyordu. Bu yaşamsal sorunun sağlıklı bir biçimde çözümü için iki devlet arasında yapılan anlaşmada yer verilmemişti.

Türkiye´den ve diğer işçi gönderen ülkelerden gelen binlerce çocuğun, gencin eğitimi ağır bir sorun olarak toplumun bağrında kendini hissettirdi. Almanya bu sorunu çözmede gecikti. Eyaletler eğitim sorununu farklı yöntemlerle yola yordama koymaya çalıştılar.

70´li yıllarda birçok eyalet eğitim sorununun çözümünü işçi gönderen ülkelerin sorumluluğuna bıraktı. Çünkü 70´li 80´li yıllarda “yabancı işçiler geri dönecekler” beklentisine göre planlar yapılıyordu. Anadil derslerinin programları, öğrencilerin anavatanlarına döndüklerinde yabancılık çekmemeleri amacına ağırlık veriyordu.

Derslerin içeriği, Alman toplumu ile uyumu kolaylaştırıcı değil; Türkiye ile, geldiği ülke ile bağı güçlendirici nitelikteydi. Kitaplar, ders araç ve gereçleri, öğretmenler Türkiye´den,  geliyordu. Bu dönem çok sancılı oldu. Çocuklar iki arada bir derede kalıyordu. Kimi aileler, çocuklarının “Almanlaşacağı” korkusuna kapılarak; kendilerinden önce, apar topar çocuklarını Türkiye´ye gönderdi. Bunun çözümsüzlüğü yaşamın içinde anlaşıldı. Bu kez, Türkiye´ye gönderilen çocukların okul bitiminde tekrar Almanya´ya getirilmesi uğraşı başladı.

Çoğu zaman, toplumsal hareketin yasaları, insanların niyetlerini aşar. Başlangıçta dönerim diyenlerin, yüzde sekseni Almanya´da kaldı. Almanya´nın geçici, misafir işçi planı da yaşama uymadı. Misafir işçilerin binlercesi, Alman vatandaşı oldu...

 

Almanya´da Türkçe Anadil Dersleri

 

Federal Almanya´da 1999 - 2000 ders yılında, anaokulundan üniversiteye kadar,  Türkiye kökenli beş yüz binden fazla öğrenci öğrenim görüyor.

Almanya´da 16 eyalet var. Bunun on bir tanesi eski Batı Almanya´dadır. Her eyalet, eğitimi kendine göre, Federal Anayasa´ya ters düşmeden  örgütleme hakkına sahiptir.

Almanya´da anadil dersi olarak şu dillere olanak veriliyor: Türkçe, Yunanca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, Boşnakça, Sırpça, Arapça, Arnavutça ve Kürtçe. Bu diller için ders araç ve gereçleri, öğretim programları geliştiriliyor, öğretmen sağlanıyor.

Eyaletlere göre farklılıklar göstermesine rağmen; Almanya çapında Türkçe derslerine katılabilecek öğrencilerin ancak  %51´i Türkçe derslerine devam ediyor. Bu katılım oranı Yunan, İtalyan, İspanyol, Portekizli öğrencilerin anadil derslerine katılım oranlarından daha azdır.

Anadil derslerinin  adı, içeriği, işlevi, amacı yirmi yıl öncesine göre;  yavaş yavaş değişti. “Geldiği ülkenin dili dersi” (Herkunftsspracheunterricht) olarak adlandırılmaya başladı.

Anadil derslerinin amacı, göçülen ülkeyle, içinde yaşanılan toplumla uyumlu ortak bir yaşam kurmaya dönüştü. Çok kültürlü, çok uluslu bir Almanya ve bütünleşen Avrupa yaratmak ve bu süreçte içinde varolduğu kültürel değerleri koruyarak çok renkliliğin özgürlükçü, demokratik, barışçı toplumunu kurmak esas amaç haline geldi. Almanya´da yaşayan, çeşitli uluslardan insanların  kendi kültürel köklerini inkar etmeden, bu değerleri koruyup geliştirerek çok kültürlü toplumu kurabilecekleri yavaş yavaş kafalara yeleşti.

Almanya´da hiçbir dile yasak konmadı. 30 yıldan beri Köln Radyosu hergün kırkar dakika  Türkçe, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Sırpça yayın yapıyor. Son yıllarda bu ülkelerin sayısı arttı. Bazı eyaletlerin resmi radyolarında Kürtçe yayın programlarına başlandı.

İlaç reçetelerinde; araç ve gereçlerin kullanım kitapçıklarında dört beş dil kullanılıyor. İsviçre´de malların üstüne ülke içinde kullanılan Almanca, İtalyanca, Fransızca adları yazılıyor. İspanya, Belçika gibi Avrupa ülkelerinde trafik levhaları hem ortak dille, hem de bölgesel dille yazılıyor.

Çok dillilik, çok ulusluluk böylece bu ülkelerde kültürel zenginliği artıran  önemli bir etmene dönüştürülüyor. Çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli bir toplum, planlı, bilinçli, milliyetçilikten uzak sabırlı, tutarlı, bilimsel bir eğitimle yaratılmaya çalışılıyor.

Çocuk yuvasından, üniversiteye kadar hiçbir okulda Alman Milli Marşı söylenmiyor. Bayrak töreni yapılmıyor. Hiçbir ders kitabının kapağına yada başlangıcına Alman ulusunun hakimiyetini gösteren, ülkede yaşayan azınlıkları, yabancıları yok sayan hiçbir resme, yazıya yer verilmiyor. Hiçbir okula, hiçbir sınıfa bir Alman büyüğünün, tarihteki bir Alman Kayzerinin, Alman devlet adamının resmi asılmıyor.

 Sınıflara, okul koridorlarına yerine göre Heinrich Böll, Heinrich Heine, Schiller, Brecht, Picasso, Kadinsky gibi Almanya´nın ve dünyanın önemli özgürlükçü, demokrat yazarlarının, sanatçılarının resimleri asılıyor. Sınıflar, okul koridorları genellikle öğrencilerin kendi yaptıkları resimlerle süsleniyor.

Ama bu resimlerde hiçbir biçimde okuldaki  çok kültürlü, çok uluslu barışçı ortamı bozucu ifadelere, çağrışımlara; dinsel ayrımcılığa yer verilmiyor.  Örneğin Bir Türk öğrenci, sınıf duvarına, “Almanlar anlamaz!” diyerek kışkırtıcı, ırkçı resimler çizemez. Hiçbir Alman öğrenci, sırasının üstüne, okulun kapısına “Almanya Almanlarındır!” “Alman olmaktan gurur duyuyorum!” gibi yazılar yazamaz. Bunları sadece Alman ırkçıları, Nazi yandaşları gizlice yazıyor. Yakalananlar da cezalandırılıyor.

Bütün bu dikkatli, sabırlı, bilinçli, uzun vadeli eğitim politikalarıyla okullarda ve toplumda barışçı bir güven ortamı sağlanmaya çalışılıyor. Buna rağmen, ırkçı, milliyetçi davranışlar, uygulamalar günlük yaşamda var. Ama toplumsal yaşamda; eğitim dünyasında ağır basan yön, farklı düşüncelere, farklı kültürel kimliklere tolerans ve karşılıklı saygıdır.

 

Türkçe derslerinin özellikleri

 

Anadil, çocuğun kişiliğinin ve kültürel kimliğinin oluşmasında rol oynayan temel etmenlerin başında gelir. Anadil sadece kelime bilgisi değildir. Çocuk anadil ile kendi kimliğinin kültürel kaynaklarını öğrenir. Bu kültür mirasını özümleyerek ruhsal dünyasını biçimlendirir. Ayrıca anadil sayesinde insan kendi tarihsel köklerini kavramaya çalışır. Kelimelere, deyimlere hem bireysel deneyimlerini; hem de kendi tarihinden, kültür dünyasından edindiği deneyimleri yükler. Bu süreç çocuğun doğumundan itibaren hızla gelişir.

Çocuk 0-2 yaş arasında anadilin  temel fonemlerini öğrenir. Daha sonraki yaşlarında söz dağarcığı gelişir. İçinde yaşadığı kültürel ortama göre anadilin gelişimi çocuklar arasında farklılıklar gösterir. Ninniler, masallar, türküler, destanlar, şiirler vb. ile anadil renklenir, zenginleşir. Sözcüklere yüklenen özel duygu birikimleri, çağrışımlar çocuğun düş gücünü, beynin çalışmasını, duyu organlarının algılamalarını etkiler. Bu nedenle  anadili gelişmemiş bir çocuk, köksüz ağaç gibidir.

Dil zenginleşmeyince insan kendini anlama ve anlatmada zorluk çeker. İçinde yaşadığı toplumu kavramada güçlüklerle karşılaşır. Anadili gelişmemiş bir çocuk ikinci, üçüncü yabancı dili öğrenirken zorluk çeker. Göçmen çocuklarının, okullarda kompozisyon yazarken zorlanmalarının, yazılı anlatım becerilerinin yeterince gelişmemesinin nedenlerinden biri de budur.

Anadil eğitimi, göçmen çocuklarının geldikleri ülkenin siyasal, kültürel, toplumsal olaylarını izlemeleri, anlamaları ve tavır koymaları açısından da önemlidir. Göçmenler yaşadıkları toplumun kültür ve bilim dünyasına ancak gelişmiş bir anadil sayesinde katkıda bulunabilirler. Çok kültürlü, demokratik bir toplumun oluşmasında dil, kültürel alış verişi sağlayan temel araçlardandır.

Anadil eğitimi bu işlevlerini yerine getirebilmesi için okul sistemi içinde iyi örgütlenmiş; ders araç ve gereçleri sağlanmış olmalıdır. Ders kitapları, Türk Milli Eğitim ilkeleri ve  müfredat programına göre değil; Alman Eğitim Sisteminin ilkelerine, müfredat programına göre bilimsel yöntemlerle hazırlanmalıdır. Türkçe kitapları,  kağıdın kalitesinden, kullanılan resimlere kadar her yönüyle Almanca ders kitapları gibi olmalıdır. Türkiye´den gönderilen kitapların hemen hemen hepsi bu özelliklere terstir. Konuların içeriği, okuma metinleri, resimler, kitap tasarımı, kullanılan kağıt ve kitapların baskı kalitesi çocuğun elindeki diğer kitaplara uymuyor. Bu yüzden öğrenci Türkiye´den gelmiş ders kitabına ısınamıyor.

Türkçe ders kitapları Kuzey Ren Westfalya ve Berlin Eyalet Kültür Bakanlıklarına bağlı kurumlar, yetkili eğitimciler, Türkiye´den gelen uzmanlar tarafından hazırlanıyor.

Ayrıca Almanya´daki iki Türkçe Ders Kitapları Yayınevi eğitimcilere ders kitapları, yardımcı kaynaklar hazırlattırıp yayınlıyor.

Türkçe derslerinin içeriği ve öğretim yöntemleri, öğrencilerin göçmenlikten kaynaklanan ruhsal biçimlenmelerini dikkate almalıdır. Göçmen toplumun çocukları, yabancı düşmanlığı, ırkçı düşünce ve eylemler nedeniyle içine kapanmaya; milliyetçi eğilimler taşımaya açıktır. Horlanma ve aşağılanma göçmen çocuğu etkiler. Çocukta bilinçli ya da bilinçsiz milliyetçi tepkiler doğar. Bu nedenle Türkçe dersleri, hem içerik, hem eğitim yöntemi bakımından hoşgörüye, sevgiye, eleştiriye, özgürlüğe açık olmalıdır.

 Öncelikle Türkçe öğretmenleri çok kültürlü bir toplumun değerlerini özümlemiş, özgür ve bilimsel düşünceli olmalıdır. Öğretmen çok okumalı, kendini sürekli yenilemeli; Alman ve Türk kültür dünyaları arasında köprü kurabilmelidir.

 

Türkçe derslerine katılan öğrencilerin özellikleri

Türkçe dersine katılan öğrencilerin %90´dan fazlası dar gelirli işçi, emekçi çocuğudur. Bazı çocuklar vardiyalı çalışan ana babayı haftada bir görebiliyor. Bir çok baba çocuğunun okul sorunlarını ancak okuldan gelen bir şikayet üzerine farkedebiliyor. Bu aileler işsizlikten en çok etkilenen toplum kesimidir. Ailedeki geçim kavgası, huzursuzluk, ana-baba arasındaki şiddet, çocuğun ruhsal gelişmesini bozuyor. Çocuk evde gördüğü şiddeti, okul yaşamında  uygulamaya kalkışıyor.

 İşçiler, dargelirliler, sosyal yardımla geçinenler çoğunlukla getolaşmış, Alman toplumu ile ililişkisi kopuk; içe kapanık mahallelerde yaşıyor. Sosyal kontrol, dedikodu aileleri ve çocukları etkiliyor. Bir çok aile komşuların, çevrenin tutumundan çekinerek kızının başını örtüyor.

Çocuğun Alman kültür yaşamına katılmasını engelliyor. Öğrencilerin çoğunluğunun evine hiç kitap, gezete girmiyor. Ailede okuma alışkanlığı yok. Ailenin kültürel yaşamı televizyonla, kulaktan dolma bilgilerle sınırlı. Çocuk öğütlerle değil; yaşayıp görerek olumlu alışkanlıkları edinir. Evine kitap girmeyen çocuğun okumaya, yazmaya, kültürel etkinliklere ilgisi azalır. Kültür derslerinde başarısı düşer.

Türkiyeli öğrencilerin ayrı bir özelliği de, kendi içlerinde farklı din, dil, ulusal kökene sahip olmalarıdır. 15 kişilik bir sınıfta, Alevi, Sünni, Yezidi, Süryani,  Kürt, Türk öğrenci bulunabiliyor. Genellikle her sınıfta, Alevi,  Sünni, Kürt, Türk öğrenci vardır. Son zamanlarda ise, çeşitli tarikatlardan öğrenciler bir arada bulunur oldu. Öğrencilerin bu çeşitliliği, Türkçe derslerinin, öğretmeniyle, içeriğiyle demokratik, özgür, toleranslı olmasını zorunlu kılıyor.

 

Almanya´daki Batı Eyaletlerinde Anadil derslerinin durumu

 

İki Almanya´nın birleşmesiyle toplam eyalet sayısı 16 oldu. Bunlardan on biri Batı Almanya´da bulunuyordu. Türkiye´den gelen işçiler sadece Batı Almanya´da çalıştığından, Anadil dersleri Batı eyaletlerinin sorunuydu. 1991 sonrası Türkler Doğu Almanya eyaletlerinde de yaşamaya başladılar. Ama henüz  buradaki okullarda Türkçe Anadil derslerinin uygulanmasını gerektirecek sayıya ulaşmadılar.

Anadil derslerinin uygulanışı, içeriği, öğretim programları, ders kitapları, Türkçe öğretmenlerinin durumu hep Batı eyaletlerinde tartışıldı. Arayışlar, tartışmalar halen devam ediyor.

Anadil derslerinin programı, uygulanışı konusunda tek bir biçim yok. Ama anadil derslerinin   konsoloslukların mı; yoksa Alman makamların sorumluluğunda  mı yürütüleceği konusunda iki ayrı uygulama var:

Bayern, Hessen, Niedersachsen, Kuzey Ren Westfalya, Rheinland-Pfalz Eyaletlerinde sorumluluğu değişik ölçülerde Alman kültür ve eğitim bakanlıkları üstlenmişlerdir.

Baden Württemberg, Berlin, Bremen, Hamburg, Saarlan ve Schleswig Holstein Eyaletlerinde ise, Anadil derslerinin sorumluluğu, kontrolu, içeriği değişik ölçülerde halen o dili kullanan devletin resmi temsilcileri; yani konsolosluklar, eğitim ateşeleri üstlenmişlerdir.

Baden Württemberg ve Saarlan Anadil derslerinin yürütülmesini tamamen konsolosluklara bırakmıştır.

Almanya genelindeki eğilim, giderek anadil eğitiminin Alman okul sistemi içine alınması ve her türlü sorumluluğun Alman makamlarına ait olması yönündedir.

Kuzey Ren Westfalya, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en yoğun oldukları bir eyalettir. 1996 yılında Almanya yaşayan toplam 2 milyon 49 bin Türk vatandaşından, 701 bini Kuzey Ren Westfalya´da bulunuyordu.

Bu sayısal çokluk ve eyalet yönetiminde uzun yıllardan beri Sosyal Demokrat Parti´nin bulunmasından dolayı Anadil dersleri, özellikle de Türkçe dersleri konusunda olumlu adımlar burada atılmıştır. Kuzey Ren Westfalya´daki Türkçe derslerinin pragramı, işleyişi, içeriği diğer eyaletlere örnek olmuştur. Almanya´daki Türkçe öğretmeni gereksinimini karşılamak amacıyla, bu eyalette, Essen Üniversitesi´de “Türkçe Öğretmeniliği Bölümü” 1995 yılında açılmıştır.

Hessen Eyaleti´nde Anadil derslerine katılmak zorunludur. Ancak öğrenci velisinin yazılı isteği üzerine anadil dersine katılmayabilir.

Türkçe eğitimi, Alman okul sistemi içinde üç farklı biçimde yerine getirilmeye çalışılıyor:

 

1. Türkçe Anadil Dersi (Muttersprachliche Ergänzungsunterricht)

 

Bu ders haftada iki saattir. Çocuğun isteği, velinin onayı ile bu derse katılınır. Bazı okullarda Katolik, Protestan din dersleriyle paralel olarak; normal okul saati içinde; bazı okullarda da sabah normal ders saati öncesinde yada öğleden sonraları yapılır.

 Bu dersin notu yoktur. Öğretmen dersin ciddiyetini korumak için yazılı, sözlü yapar, ödev notu verir. Ama öğrencinin aldığı not, başarı ortalamasına etki etmez. Öğretmenin verdiği not karnenin arka yüzüne “Türkçe dersine katılmış ve şu notu almıştır!” biçiminde yazılır. Çocuk “öğretmenim nerde benim notum, neden ortalamaya etki etmiyor?” diye sorduğunda, öğretmen ikna edici bir yanıt veremez. Bu tür not verme biçimi yanlıştır. Öğrenci, Türkçe Anadil Dersi´nin notunun önemsiz olduğunu çabuk kavrar. İster pekiyi, ister zayıf alsın sınıf geçmeye, geleceğini belirlemeye hiç etkisi olmadığını görür.

Bundan sonra dersin ciddiyeti kaybolur. Öğrencinin ilgisi azalır. Saygı zayıflar. Bazı öğrenciler, yazılıda boş kağıdı öğretmenin yüzüne “ne verirsen ver!” diyerek çarpar. Bazı veliler de bu dersi ciddiye almaz. Çocuğu zayıf alan kimi veliler, çoğu kez Türkçe öğretmenini sorumlu görerek, yırtık bir sayfaya iki satır karalarlar: “Çocuğumun Türkçe dersine katılmasını istemiyorum!” Bir kez ayrılmalar başladı mı önünü almak zorlaşır.  Öğrenci azalırsa Türkçe dersi düşer. Öğretmenin ders saati dolmaz. Öğretmen işsizlikle karşı karşıya kalabilir!

Bütün bu işleri, karşılıklı bağımlıklıkları kolayca kavrayan öğrenci, bazan öğretmeni  “gi-derim ha!” diye tehdit eder.

Türkçe dersinin bir özelliği de katılan öğrencilerin iki, üç, dört; bazan yedi sekiz şubeden gelmeleridir. Örneğin,  7 a, b, c, d şubelerinden gelen öğrenciler sadece bu ders saatinde buluştuklarından sık sık sohbete başlar. 45 dakikalık bir dersin 15 dakikası, susun, oturun, dinleyin demekle geçer. Diğer derslerde not korkusuyla susan öğrenci, Türkçenin notu olmadığından gevşer. Öğretmeni dinlemez olur. Dolayısıyla böyle bir sınıfda ders veren öğretmen sinirsel gerilim yüzünden çok yorulur. Giderek öğretmenin  de dersine ilgisi azalır. Saatini kazasız belasız geçirme yoluna girebilir.

 

2. Seçmeli Türkçe Dersi (WP 1 Türkisch):

 

Bu ders esas olarak Gesamtschule´lerde uygulanmaya başlandı. Öğrenciler, Fransızca ya da Latince yerine ikinci yabancı dil olarak Türkçeyi seçebiliyor. Öğrencinin isteği, sınıf öğretmenler kurulunun tavsiyesi, velinin onayı ile bu derse katılınabilir. Haftada dört saattir. Alınan not genel başarı ortalamasına aynen İngilizce, Matemetik gibi etki eder. Ders ciddileşir. Öğrenci boş yazılı kağıdını çarpıp geçemez. Derse ilgi Türkçe Anadil Dersine göre daha iyidir.

Fakat dersin uygulanması, 12-15  öğrencinin isteğine bağlıdır. Dersin verilip verilmemesinin kendi elinde olduğunu anlayan öğrenci nazlanır, şımarır, öğretmenle not pazarlığına girişir: “ Öğretmenim iyi not vereceksen, gelirim! Yoksa gelmem!”

 

3. Normal  okul saatleri dışında yapılan Türkçe dersleri:

 

Bayern, Baden-Wurtemberg Eyaletlerinde uygulan bu tür Türkçe dersleri öğrenciye ders dışında ek bir yük getiriyor. Türkiye´den gelen öğretmen, Alman eğitim sistemini bilmiyor. Bu nu öğrendiğinde, dört yıllık çalışma süresi doluyor. Okul saatleri dışında yapılan Türkçe derslerinde öğretmen çoğu kez okulda hademeyle, kapıcıyla muhatap oluyor. Dersin yapıldığı okulun öğretmen ve yöneticileriyle bağı hemen hemen hiç olamıyor. Bu durumda, Türkçe dersleriyle Almanca dersleri arasında paralellik kurulması; ünite birliğinin oluşması olanaksızlaşıyor.

Derslere katılım zorunluğu olmadığından, öğrenci katılmak istemiyor. Fakat öğretmenin görevini yapabilmesi, belirli sayıda öğrenciye bağlıdır. Çoğu kez, öğretmen, öğrenci toplamak zorunda kalıyor. Başlıyor cami cami, dernek dernek  dolaşmaya! Bu durumda iş,  karşılıklı bağımlılığa yol açıyor. Tarikatlar, milliyetçi dernekler öğretmeni yönlendirmek; kendi doğrultularında ders verdirmek istiyor. “Bu öğretmen Alevi! Şu öğretmen Kürt! O öğretmen solcu!” gibi söylentiler, karalamalar öğretmenin görevini engelleyen boyutlara varabiliyor.

Bu eyaletlerdeki Türkçe derslerinde milliyetçi, dinci, gerici uygulamaların, diğer eyaletlere  göre daha sık görülmesinin nedenlerinden başlıcaları bunlardır. Çok sayıda Alevi, Kürt, ilerici yurttaşımız  dinci, milliyetçi, gerici uygulamaları protesto ederek çocuğunu Türkçe derslerine göndermiyor.

Türkçe derslerinin, anadil eğitimi amaçlarına daha iyi katkıda bulunabilmesi için; Alman eğitim sisteminin ilkelerine göre, Almanca dersleriyle uyumlu olarak, normal okul saatlerinde verilmesi;  notlu ve zorunlu olaması gereklidir.

 

Türkçe öğretemenlerinin meslekî ve özlük sorunları

 

Türkçe öğretmenlerinin görevleri, Alman öğretmenlerden daha yorucudur. Çünkü,Türkçe dersine katılanlar,  diğer derslerdeki öğrencilere göre daha çok problemli, daha çok sorunludur. Başka derslerde susan, saygılı davranan, ders kurallarına uyan bir öğrenci Türkçe dersinde aslan kesilir. Diğer derslerdeki ezikliğinin acısını Türkçe dersinde şımararak çıkarmaya başlar. Bu anlamda Türkçe dersleri, öğrencinin ruhsal gerilimini açığa vurduğu bir arenaya dönüşür.

Türkçe öğretmenleri, aynı zamanda okulun hazır tercümanı, velilerle okul arasındaki sözlü iletişimin aracıdır. Çocuk yüzme dersine girmez. Müdürün ricasıyla Türkçe öğretmeni veliye telefon eder. Bazı saygısız velilerden fırça yer! Okulda kavga, döğüş olduğunda Türkçe öğretmeni  bekçilik görevine çağrılır! Karışsan bir türlü, karışmasan bir türlü!

Türk öğrenciler, okullarda, diğer uluslardan öğrencilere göre, daha çok kavga, dövüş, tehdit,  hırsızlık, sarkıntılık, öğretmene  ve arkadaşlarına kabalık gibi okul kurallarına uymayan davranışlar gösteriyor.

Son zamanlarda Türkçe televizyon kanallarının da etkisiyle Türkiye´deki siyasal olaylar doğrudan okullara yansır oldu.  Dinsel  ve milliyetçi örgütler okulara çeşitli yollardan uzanıyor. MHP ve tarikatların etkisi giderek artıyor. Boynuna bozkurt takmış 20-30 öğrenci, 200 öğrencinin üzerinde baskı kurabiliyor.

Böylesi bir okul yaşamında, Türkçe öğretmenleri, Alman meslektaşlarına göre daha çok yorulmakta, yıpranmaktadır. Aynı okulda çalışmasına; haftalık ders saati toplamı aynı olmasına karşın Alman meslektaşından 1000 - 1500 Mark daha  az ücret alıyor. Çünkü Türkiye´de yüksek öğrenim görmüş bir öğretmenin diploması “Vordiplom” olarak tanınıyor. Yani Türkiye´deki dört yıllık üniversite eğitimi Almanya´da iki yıl sayılıyor. Öğretmenin, sadece Türkçe dalında ders vermesine izin veriliyor.  Buna dayanarak, Eyalet Kültür Bakanlıkları Türkçe öğretmenleriyle “eğitim hizmetlisi” olarak iş anlaşması yapıyor. Ücret sınırını da çoğu kez “BAT 4a” derecesinde donduruyor. Ne kadar çalışırsa çalışsın, Türkçe öğremenleri bu maaşın üstüne çıkamıyor.

Bu haksızlığa karşı, öğretmen dernekleri uzun süre direndi, sendika yardımıyla işvereni mahkemeye verdi. Sonuç değişmedi.

Türkçe öğretmenleri, Alman okul sistemi içinde, ikinci sınıf öğretmen muamelesi görüyor! Türkçe öğretmeni, harikalar yaratsa bile yönetici olamaz! Sınıf öğretmeni olamaz! Bölüm başkanı olamaz! Notu olmayan dersin öğretmeni de ciddiye alınmaz! Zayıf versen, öğretmenler kurulunda; “Canım Türkçeden de zayıf verilir mi?” diye öğretmenin yüzüne bakarlar. İkinci sınıf öğretmen muamelesi, Türkçe öğretmenini gün be gün, damla damla yorar, yıpratır, tüketir!

 

Okullardaki tehlikeli gelişmeler

 

Sadece Türkçe derslerinde değil; okulun günlük  yaşamında Alman ve diğer uluslardan öğrencilere göre Türkiyeli öğrenciler  ve veliler arasında dört beş yıldan beri dinsel tutuculuk  ve “Bozkurt ırkçılığı” tehlikeli bir şekilde gelişiyor.

Dinsel fanatizm ve ırkçılık; kökden dinci tarikatların örgütlenmesi ve “Türk milliyetçiliği”nin körüklenmesi okul yaşamında kendini çok olumsuz biçimlerde gösteriyor.

Daha ilkokul yıllarından itibaren kontrolsuz, denetimsiz Kur´an kurslarına gönderilen çocukların beyinleri şartlanıyor. Kimi aileler çocuklarını yaz tatillerinde yada hafta sonlarında yatılı Kur´an kurslarına gönderiyor. Bu kurslarda Arapça Kur´an´ı ezberleyen; cehennem azabıyla korkutulan çocuk; tek kelime anlamadığı sureleri, ayetleri kendi hayal dünyasına göre şekillendiriyor. Anlamadığı dinsel bilgiyi, “en iyi ben bilirim” sanıyor. Dinleri karşılaştırmalı öğre-nemeyen çocuk; müslüman - kafir zıtlığına göre kendisinden olmayan; kendisi gibi düşünmeyen herşeye karşı kinleniyor. Sadece Hıristiyanlara, Yahudilere karşı değil; kendi tarikatından; kendi gittiği cami cemeatından olmayan insanlara; okul arkadaşlarına; Türkçe öğretmenine karşı da kinleniyor. Kendisinden başka herkesi düşman görüyor.

Dinsel şartlanma, çocuğun yada gencin toplumdan, okul yaşamından  kendini dıştalayacak davranışlara; uyumsuzluklara da yol açıyor. Uyumsuzluk ve dıştalanma öğrencinin sağlıklı düşünme yetisini bozuyor. Kendisi gibi olmayanlara karşı kolayca kaba kuvvete başvurabiliyor. “Kafirin malı da helaldir, namusu da!” fanatizmiyle beyni yıkanan öğrenciler arasında hırsızlık ve kız öğrencilere, bayan öğretmenlere sarkıntılık olaylarının daha sık görülmesi dikkat çekici dir. Öte yandan, genellikle Türk ve Müslüman olmayanların eşyalarının çalınması, çoğunlukla Alman kızlarına sarkıntılık yapılması olayın ciddiyetini gösteren gelişmelerden sadece biridir.

Dinsel fanatizmin yanında Türk miliyetçiliğinin, “bozkurt ırkçığının” Almanya´da yetişen gençler arasında hızla yaygınlaşması ve örgütlenmesi toplum yaşamında olduğu gibi, okul yaşamında da tehlikeli gelişmelere yol açmaktadır.

Bazan Türk - İslam sentezi görüşlerin uzantısı olarak dinsel şartlanmışlık, ırkçı kinle birleşmektedir. Daha doğru dürüst adını bile Türkçe yazamayan bir ortaokul öğrencisi, boynuna taktığı bozkurt kolyesi, eliyle yaptığı kurtbaşı gösterisi; çantasına, defterine, sırasına çizdiği üç hilal amblemi ile kendisini diğer öğrencilerden üstün görme alışkanlığına kapılabiliyor. Böyle alışkanlık ve fanatik düşüncelerle düşünme yetisi bozulan öğrenci okulda ve toplumda kolayca şiddete, kaba kuvvete başvuruyor.

Kendisi gibi düşünmeyen, herkese kinleniyor. Kişilik bozuklukları gözleniyor. Okuldaki barış ortamına zarar veriyor. Toplumdaki ve okuldaki demokratik hakları kendi amaçlarına alet edebiliyor.

Bu tür ruhsal ve düşünsel şekillenmeler  bir dizi olumsuz zincirleme gelişmelere neden olu-yor.  İnsani değerler aşınıyor. Uyumsuzluk, saldırganlık, güvensizlik, ikiyüzlülük, sululuk, yalancılık, zübüklük gibi kişilik bozuklukları özelikle ergenlik döneminden itibaren öğrenciler arasında yaygınlaşıyor. Yabancı ve Türk öğrenci sayısının “Gymnasium”lara göre yüksek olduğu  “Hauptschule” ve “Gesamtschule”lerde sululuk yapmayan; dersleri iyi olan, öğrenmek için okula gelen öğrenciler arkadaşlarınca küçümseniyor.

Türk öğrencilerin birçoğu özgür davranış ile zübüklüğü birbirine karıştırıyor.

Avrupa´nın göbeğinde, dünyanın en gelişmiş sanayi ülkesinde, ileri bir kültür ortamında Türkiyeli öğrencilerin, gençlerin bir çoğunun en geri, çağdışı görüşleri savunmaları; giyim kuşamdan oturup kalkmaya kadar çağdışı tutumları  onları yaşadıkları topluma yabancılaştırıyor. Yabancılaşma arttıkça kendine güvensizlik ve kendisi gibi olmayana düşmanlık da artıyor.

Nasıl ki bir rüzgar esince, kıpırdayabilecek herşey rüzgarın yönüne göre hareketlenirse; ve her varlık kendi özelliğine, yapısına göre rüzgardan etkilenirse; toplumdaki sağ ve sol esinti-ler, özgürlükçü ve tutucu dalgalarda derede derece tüm insanları etkiler. Çocuklar ve öğrenci-ler yaşlılara göre daha duyarlı olduğundan; ırkçı, milliyetçi, dinci, bağnaz rüzgarlar çocuk ve gencin dünyasında kolayca fırtınaya dönüşebilir. Azınlık psikolojisi ve ezikliği içinde olan; kültürel kimliğinde “dayak cennetten çıkmadır!” hükmü bulunan gençler arasında böylesi fırtınalar yıkıcı ve zararlı olabilir.

Bu nedenle Almanya´daki Türk gençlerinin beyinlerine ırkçı, milliyetçi, kökten dinci rüzgar ekenler, yarın fırtına biçeceklerini unutmamalıdırlar.

Bu kaygılarımızı bazı verilerle somutlayabiliriz.

Halen Almanya´daki Türk gençleri arasında Alman düşmanlığının durumunu inceleyen bi-limsel araştırmalardan uzağız. Bu konu aslında Türkleri doğrudan ilgilendiriyor. Ama böylesi bir araştırma yok denecek kadar az. Tersi çok. Almanlar arasındaki yabancı düşmanlığı üzerine bir yığın araştırma yayınlanmıştır.

“Uyum karşıtlığı ve İslam köktendinciliği”nin Almanya´daki Türk gençleri arasında nasıl yayıldığını, geliştiğini ve güncel durumunu inceleyen güzel bir araştırma “Aus Politik und Zeitgeschichte” adlı derginin 8 / 1987 sayısında yayınlandı.

Bielefeld Üniversitesi öğretim üyelerinden Wilhelm Heitmeyer, Helmut Scröder ve Joachim Müller´in, 15 ile 21 yaş grubundaki 1221 Türk genci üzerinde,1995 yılında yaptığı anket ve araştırma sonuçları tehlikeli fırtınanın habercileridir.

Ankete katılan bu gençlere devlet, din, inanç ve politik görüş ve tutumları yansıtacak sorular sorulmuş. Cevaplar şöyle ayrışmış:

“Hayat, Türkiye´de ve Almanya´da da Kur´an´a göre düzenlenmelidir.İnanç alanında reform ve modernleşme reddedilmeli, tanrısal düzen kurulmalıdır.” diyenlerin oranı %49,1´dir.

“Komünizmin yıkılışından sonra kapitalizm de yıkılacaktır. Gelecek İslamındır.” düşüncesini “kesinlikle doğru” ve “doğru” bulan gençlerin oranı %50,2´dir.

“Almanya´da yaşansa bile, Batı´nın yaşam biçimine fazla uyulmamalıdır; tersine İslamın öğretilerine, İslamın yaşam tarzına yönelinmelidir.” düşüncesini dile getirenlerin toplamı %56´dır.

“Her mümin, başka uluslarının dinlerinin değersiz ve yanlış olduğunu ve bu dinlere inananların kafir olduğunu bilmek zorundadır. İslam, tek doğru dindir.” görüşünü “kesinlikle doğru” ve “doğru” bulanların oranı %55,9´dur.

 

Bu veriler dinsel fanatizmin boyutlarını gösteriyor.

Dinsel fanatizm  ve ırkçılık insan beyninde taş gibi hareketsiz durmaz. Fanatizm ve ırkçılık gencin yapısına, çevresine, işine, gücüne göre yaşam tarzını etkiler. Davranışların yönlendirir.

Örneğin: Ankete katılan Türk gençlerinin %23,2´si; “Eğer bir kişi, İslama karşı mücadele ederse, öldürülmelidir!” düşüncesindedir.

“Eğer İslam toplumuna hizmet ediyorsa; kafirlere karşı kaba kuvvet uygulamaya hazırım!” diyenlerin oranı ise, %35,7´dir.

Yorum gerektirmeyecek kadar düşündürücü; demokratik, özgür toplum düzenini yıkıcı bu şartlanmışlık sağduyulu, toplumsal barış ve toleransdan yana olan herkesi tavır almaya zorlamaktadır. Bu tehlikeli gelişmeyi görmek, anlamak, incelemek yetmez! Bu tehlikeli ateşi, toplumu yangın yerine çevirmeden söndürmek gerekir.

Yangını söndüreceksek, ateşe körükle gidenleri doğru tanımalıyız.

Almanya´da yabancı düşmanlığını doğuran nedenler; aynı zamanda karşı tepkiyi; yani Alman düşmanlığını yaygınlaştıracak ortamı da yaratmaktadır. Okul toplumun havasını solur. Öğrenciler özelikle aileden edindiği alışkanlıklara göre davranır. Kısacası “Kır atın yanında duran ya huyundan alır; ya suyundan!”

 Son yıllarda, giderek yaygınlaşan, Türk medyası Türkiye´deki vurdulu kırdılı siyasi havayı Almanya´da yaşayan Türkler arasında hızla yayıyor. Milliyetçi, ırkçı, kökten dinci görüşler düşünmeden seyreden; baktığını anlamada dil zorlukları çeken gençler kolayca şekilciliğe, slogancı düşünmeye saplanabiliyorlar.

Birçok Türk öğrenci, akşam evinde Türkiye´yi; sabah okulda Almanya´yı yaşamaktadır. Televizyonlarla, gazetelerle kafası dumanlanan öğrenci, okuldaki bilimsel bilgileri anlamakta ve özümlemekte zorluk çekmektedir.

Alman toplumunda ve  okulda kendini dıştalayan ya da dıştalanan genç “En büyük Türkiye; başka büyük yok! Türkün Türkten başka dostu yok! Ne mutlu Türküm diyene! Ya sev, ya terket! Mozayık değil; mermer! Gelecek İslamda!” gibi sloganlarla içindeki ezikliği, güvensizliği, yalnızlığı, kini dışa vurmaktadır.

 

Öğrenci ve velilerin tutum ve davranışlarından bir kaç örnek:

 

* Altıncı sınıf öğrencileri sınıf gezisine gidecekler. Dinci-tutucu aileler kızlarını göndermek istemiyor. Oysa sınıf gezileri, kişilik gelişimi açısından gerekli bir eğitim biçimi. Okul ve sınıf öğretmeni tüm öğrencilerin katılmasına çalışıyor. İşte bu düşüncelerle Türkiyeli veliler toplantıya çağrıldı. Toplantıya 20 kişi beklenirken 30 kişi geldi. Müdür, müdür yardımcısı, sınıf öğretmeni hazır. Sınıf öğretmeni sorunu açıyor. Konuşmalar Türkçeye çevriliyor. Biri, daha açıklama bitmeden “Kadın şeytandır. Kızlar sınıf gezisine gönderilmez!” diye söze karışıyor. Bir anda ortam elektrikleniyor. Veliler ikiye ayrılıyor. “Sen karını getirmesen bile ben getirdim. Burada “kadın şeytandır!” diyemezsin! Nerdeyse yumruklar konuşacak! Sınıf gezisi falan kalıyor. Kavgayı önlediğimize şükrediyoruz.

 

* Türkiyeli velilerle okul sorunları konuşulacak. Toplantı düzenleniyor. 20-25 veli geliyor. Müdür, yardımcısı, sınıf öğretmeni yerlerini alıyor. Sakin bir açılışla gündeme geçiyor. Söz dönüp dolaşıp 23 Nisan Bayramının kutlanmasına geliyor. Bir veli “Arkadaş ben Atatürk´e düşmanım! Almanya´da demokrasi var!” diye masaya vuruyor. Bir anda ortalık karışıyor. Kavga zor önleniyor. Ama bu toplantı son veli toplantısı oluyor.

 

* Ders Türkçe. Sınıf 5; Konu: Okulumuz, arkadaşlarımız. Öğretmen sözü Alman arkadaşlarıyla dostça geçinmelerine getiriyor. Osman 10 yaşında. Parmağını heyecanla kaldırıp: “Öğretmenim, Alman benim arkadaşım olamaz!” diye bağırıyor. Neden olamaz? “Çünkü Alman kafirdir. Kafirden arkadaş olmaz!”

 

* Ders Türkçe. Günlerden 8 Mayıs. 6. sınıflara Hitler faşizminin barbarlığı üzerine slayt gösteriliyor. Çıplak bir ana yavrusuna sarılmış! Kurşunlanarak öldürüldüğü an! 11 yaşındaki bir kız öğrenci; “İyi olmuş! Bütün Yahudileri öldürmek lazım!” sözleriyle sessizliği bozuyor.

 

* Ders Türkçe. Sınıf 9. Konu: Cümlenin yapısı. Öğretmen tahtaya örnekler yazarken bir erkek öğrenci sağ elini havaya kaldırarak bağırıyor: “Tekbir! Allahü ekber!”. Ders yarıda kalıyor. Ders mi, savaş mı yapıldığı belli olmuyor artık!

 

* Ders Türkçe. Sınıf 9. Konu: Kadın hakları. Altı haftalık derslerden sonra yazılı yapılıyor. Soru: Türkiye´de Cumhuriyet döneminde kadınlara hangi haklar verilmiştir? Cevap: Bir sayfa dolusu Alpaslan Türkeş´in yaşamı, büyüklüğü! Öğretmen davranışını eleştiriyor. Öğrenci hatasını kabul etmiyor. “Benim düşüncem bu!” diyor. Okul yönetimi, sınıf öğretmeni öğrenciyi aydınlatmaya çalışıyor. Babası okula çağrılıyor. Baba oğlunu savunuyor. “Almanya´da düşünce özgürlüğü vardır. Alpaslan Türkeş´i anlatabilir!”

 

* Ders Türkçe. Sınıf: 10. Yıldız 15 yaşında. Türbanlı. Zaman, Türkiye´de Refah Partisi´nin borusunun öttüğü günler. Kendisi gibi giyinmeyen, kendisi gibi düşünmeyen bayan öğretmenine: “İktidara geliyoruz. Keseceğiz sizi, keseceğiz!” diye kin kusuyor.

 

* Ders Türkçe. Sınıf 10. Konu: Hoşgörü ve İnsan hakları. Sınıfta 18 öğrenci var. Sekizi kız. onu erkek. Üçü Kürt, onbeşi Türk. Dördü Alevi, ondördü Sünni. Dersin akışı içinde öğretmen önce Almanya´daki, dünyadaki; sonra da  Türkiye´deki insan haklarının durumuna değiniyor.   Bir Kürt öğrenci söz alıp: “Öğretmenim, Türkiye´de Kürtlere .....!” Dört beş öğrenci üstüne yürüyor; sözünü bitirmesine olanak  vermiyor.

“Türkiye´de Kürt yok!”

“Ben Kürdüm!”

“Değilsin ulan!

Öğretmen kavgayı zor önlüyor. Ne hoşgörü, ne düşüncelere saygı var. Öğretmenin adıysa bazı veliler arasında “Kürtçü terörist”e çıkıyor!

 

* Yer: Sınıf kapısı. Türk ve Alman öğrenciler sınıfa girmek üzere. 8. sınıftan bir Türk erkek öğrenci anası yaşındaki Alman bayan öğretmene elle sarkıntılık yapıyor! Derhal baba okula çağrılıyor. Türkçe öğretmeni olayı anlatıyor. Babanın yanıtı: “Biz milliyetçi ve mukattesatçı bir aileyiz. Bu çocuk benim belimden olamaz!”

 

* Türbanlı 15 - 20 kız öğrenci. Kimi 10 yaşında, kimi 17. Okul bahçesinde, sınıfta, eğitimin her alanında üçü beşi bir yerde! Okulda 5-6 dinden 20 ulustan öğrenci var. Ama türbanlı öğrenciler görünüm ve davranışlarıyla okul yaşamına dinsel ayrımcılığı getiriyorlar. Oysa eğitimde dinsel ayrımcılık, ırkçı, milliyetçi ayrımlar kadar tehlikeli.

 

* Hülya 16 yaşında. 9. sınıf. 4 yıldan beri Türkçe Anadil ve Seçmeli Türkçe dersine katılıyor. Ders yılının başından beri Türkçe derslerinden kaçıyor. İki kere kopyede yakalandı. Alman öğretmenler de şikayetçi. Sınıf öğretmeni velisini okula çağırdı. Gelmediler. Davranışları giderek kötüleşti. Katıldığı dersleri rahatsız ediyor. Öğretmen ana-babasına durumunu bildirmek için iki kez telefon numarası ister. “Benden de selam söyle!” diyerek öğretmenine yanlış numara verir. Sınıf öğretmeninden doğru telefon numarasını alarak telefon eder. Annesiyle konuşur. “Hanımefendi, kızınız sene başından beri toplam 20 ders saatine katılmadı. Genellikle birinci  ve ikinci derslere katılmıyor. Yazılılarda zayıf aldı. Derslerimi rahatsız ediyor. Lütfen geliniz. Konuşalım.”

Annesi gelir. Türkçe öğretmeni, Hülya, annesi, Alman müdür yardımsı ile birlikte konuşurlar. Hülya “Türkçeyi sevmiyorum. Onun için katılmadım!” diyerek derslerden kaçmasını gerekçelendirir. “Peki, okula gidiyorum diyerek evden çıktın. Neredeydin?” sorusuna Hülya  inandırıcı yanıt veremez.

Tam bu noktada, annesi kızının davranışlarını konuşacak yerde bir soru sorar:

“Türkçe derslerine sadece Türk çocukları mı katılabilir?

“Evet!”

Çantasından iki kimlik çıkarır,  tepeden bakarak:

“Bak öğretmen bey! Biz Alman vatandaşıyız! Türk değiliz! Kızımı ben göndermedim... Kızımı Türkçe derslerinden alıyorum!”

Alman müdür yardımcısı velinin sözlerini gülerek yanıtlar:

“Sayın Bayan, kimliğiniz Alman olabilir; ama siz Türksünüz. Kızınız da Türkçe derslerine katılmak zorunda. Hem de düzenli bir şekilde.”

 

Sonuç

Bu tür örnekler okularda sık sık görülür oldu. Tüm öğrenciler böyledir demiyorum. Amacım gerçekliği kavramaya yarayacak bir kaç kare resim göstermek! Bir damla deniz suyu deniz değildir elbette. Ama damlalar,  aynı zamanda denizin özleliklerini, kirliliğini de gösterir!

Irkçı ve dinci eğilimler sonucu okulda barış ortamı zedeleniyor. Kendini din ve ırk olarak ortak yaşamdan ayıran öğrenci zamanla kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen öğretmene, öğrenciye kinleniyor. Kur´an kursunda, camide öğrendiklerine uymayan konulara, düşüncelere düşman oluyor. Sonuçta okula ilgisi azalıyor. Başarı düşüyor.

Eğitim alanında Türkiyeli öğrenciler arasında giderek yaygınlaşan ırkçı, dinci, gerici eğilimler bazı Alman çevrelerinin söyledikleri gibi iki üç yüz öğretmenin milliyetçi, dinci tutumlarıyla açıklanamaz.

Almanya´daki Türk çocuklarının sorunları birkaç yüz Türkçe öğretmeninden; Türkçe derslerinin müfredat programından kaynaklanıyor olsaydı çözümü çok kolay olurdu.

Sorunun boyutları, öğretmenlerin kültürel eksikliğini, öğretim yöntemlerinin geriliğini, anti demoktatik tutumlarını aşmaktadır. Ayrıca böylesi öğretmenlerin yanlış uygulamaları yüzünden tüm Türkçe öğretmenleri karalanamaz. Öğretmen var, öğretmen var! Kurunun yanında yaş yakılmamalı.

Çanak çömlek satan, terzilik, turizmcilik, manavlık, dönercilik, emlakçılık yapan öğretmen yok mu? Elbette var.

Sınıfta bildiği bir kaç marşı  ezberleten, sıranın üstünde namaz kıldıran, Türkçe dersini, Sünni din dersine çeviren öğretmenler yok mu? Elbette var. Ama dişini tırnağına takarak, toplumdan, aileden kaynaklanan olumsuz gidişi durdurmaya; okullarda barış ortamını sürdürmeye, kinle beslenen öğrencilere özgürlüğü ve sevgiyi damla damla vermeye çalışan yüzlerce Türkçe öğretmeni de var.

Bu öğretmenlerin bazıları, Türkçe derslerinde özgür düşünceyi, bilimsel bilgileri anlatıkları için konsolosluklara ihbar edildi. Pasaportlarına el kondu. Yıllarca ülkelerine hasret bırakıldı! Huzursuz edildi.  Türkçe derslerinin daha bilimsel verilebilmesi ve öğretmenlerin özlük haklarının geliştirilmesi için örgütlenen öğretmenler 1980 sonrası horlandı, cezalandırıldı. Almanya´da okullarda bu gün yaşanan olumsuzluklar; bizleri sadece döviz makinası olarak gören Türk hükümetlerin ve göçmen işçilerin kültürel, eğitsel gereksinimlerine zamanında kalıcı çözümler getirmeyen Alman hükümetlerinin  politikalarının da sonucudur.

Eğitim alanındaki, Türkçe derslerindeki sorunlar köklü bilimsel önlemlerle çözümlenmeyi bekliyor. Sorunları öğretmenlerin üstüne atmak, kolaycılıktır. Aile ve toplumu dışlayan önlemler çözümleyici olamaz. Türkçe derslerinin örgütleniş biçimleri acil çözümler bekliyor.

 Sorunu doğru kavramak, gerçekçi çözümler üretmenin ilk adımıdır.

Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Birçok olumsuzluğa karşın, öğrencilerimizin çoğunluğu iyi bir gelecek, güvenli bir yaşam kazanabilmek için çabalıyor. Kaygımız, bu çabaların daha verimli olması içindir.

Sınıfta çiçek zor açıyor! Sevgiyle, bilinçle, emekle, sabırla açıyor! Açtırmak zorundayız....

 

Bochum, 15 Mart 2000                                                      Kemal Yalçın

 

Kaynaklar:

 

1. Temel Veriler - Eğitim İstatistikleri, Bonn Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği, Nisan 1996

2. Temel Veriler - Eğitim İstatistikleri, Bonn Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği, Temmuz 1995

3. “Türkisch den Türken”, Christoph Schroeder, TAZ 2.2.1999

4. “Der Herkunftssprachenunterricht”, Hans H. Reich, Deutsch Lernen, 1/ 1998

5. “Doppelt gebacken”, Der Spiegel, sayı: 43 / 1998, sayfa: 86-87

6. “Vorläufiger Lehrplan für Türkisch in der Sekundarstufe I”, Die Schule in NRW, Eine Schriftenreiche des Kultusministers

7. “Türkisch an Schulen der Sekundarstufe I in Nordrhein_Westfalen”, Landesinstitut für Curriculumentwicklung, Lehrerfortbildung und Weiterbildung, Zusammengestellt von Eike Thürmann, 1981

8. “Desintegration und islamischer Fundamentalismus - Über Lebenssituation, Alltagserfahrungen und ihre Verarbeitungsformen bei türkischen Jugendlichen in Deutschland”, Wilhelm Heitmeyer, Helmut Schröder, Joachim Müller; Aus Politik und Zeitgeschichte, B7 - 8 / 97

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

Almanya'da Türkçe Anadil Dersleri

ve Okullardaki Tehlikeli Gelişmeler

Kemal Yalçın

Türkçe  Öğretmeni

Federal Almanya, Türkiye´den işgücü alımına 40 yıl önce başlamıştı. Amaç hızla gelişen ekonominin işçi açığını kapatmaktı. 30 Ekim 1961´de Türkiye Cumhuriyeti  ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında yapılan İşgücü Alımı Anlaşması´na göre; gelen işçiler üç yıl çalışıp geri dönecekti. Böylece Almanya, sigorta, emeklilik, aile işleri, yabancı işçi çocuklarının eğitimi, yabancı işçilerin kültürel gereksinimlerinin karşılanması gibi baş ağrıtan sorunlardan kurtulacağını düşünüyordu. İşçi değil, işgücü alımıydı sözkonusu olan!

 Ama evdeki hesap çarşıya uymadı! “Üç beş kuruş biriktirip geri dönerim.” diyen insanların çoğu Almanya´ya yerleşti. Eşini, çoluğunu çocuğunu yanına getirdi. 1974´de içgücü alımının durdurulmasından sonra, bu süreç daha da hızlandı. Dönüşümlü işgücü alımı, Almanya´ya işçi göçüne dönüştü. Başlangıçta “misafir işçi” diye adlandırılan insanların çoğunluğu, Almanya´yı “ikinci vatan” olarak benimseyip, yerleştiler.

Göç, beraberinde eğitim, kültür, farklı yaşam biçimi; değişik dünya görüşlerinin çatışması gibi önemli sorunları beraberinde getirdi. Bu nedenle bazı tutucu Alman politikacıları; “Biz işgücü bekliyorduk; karşımıza insan çıktı!” sözünü dillerine doladılar. Sıkıştıklarında, işsizlik artığında: “Yabancılar dışarı, Almanya Almanlarındır!” ırkçı sloganı ile oy toplamaya giriştiler.

Göçmen işçilerin sorunlarının başında eğitim ve kültür sorunu geliyordu. Bu yaşamsal sorunun sağlıklı bir biçimde çözümü için iki devlet arasında yapılan anlaşmada yer verilmemişti.

Türkiye´den ve diğer işçi gönderen ülkelerden gelen binlerce çocuğun, gencin eğitimi ağır bir sorun olarak toplumun bağrında kendini hissettirdi. Almanya bu sorunu çözmede gecikti. Eyaletler eğitim sorununu farklı yöntemlerle yola yordama koymaya çalıştılar.

70´li yıllarda birçok eyalet eğitim sorununun çözümünü işçi gönderen ülkelerin sorumluluğuna bıraktı. Çünkü 70´li 80´li yıllarda “yabancı işçiler geri dönecekler” beklentisine göre planlar yapılıyordu. Anadil derslerinin programları, öğrencilerin anavatanlarına döndüklerinde yabancılık çekmemeleri amacına ağırlık veriyordu.

Derslerin içeriği, Alman toplumu ile uyumu kolaylaştırıcı değil; Türkiye ile, geldiği ülke ile bağı güçlendirici nitelikteydi. Kitaplar, ders araç ve gereçleri, öğretmenler Türkiye´den,  geliyordu. Bu dönem çok sancılı oldu. Çocuklar iki arada bir derede kalıyordu. Kimi aileler, çocuklarının “Almanlaşacağı” korkusuna kapılarak; kendilerinden önce, apar topar çocuklarını Türkiye´ye gönderdi. Bunun çözümsüzlüğü yaşamın içinde anlaşıldı. Bu kez, Türkiye´ye gönderilen çocukların okul bitiminde tekrar Almanya´ya getirilmesi uğraşı başladı.

Çoğu zaman, toplumsal hareketin yasaları, insanların niyetlerini aşar. Başlangıçta dönerim diyenlerin, yüzde sekseni Almanya´da kaldı. Almanya´nın geçici, misafir işçi planı da yaşama uymadı. Misafir işçilerin binlercesi, Alman vatandaşı oldu...

 

Almanya´da Türkçe Anadil Dersleri

 

Federal Almanya´da 1999 - 2000 ders yılında, anaokulundan üniversiteye kadar,  Türkiye kökenli beş yüz binden fazla öğrenci öğrenim görüyor.

Almanya´da 16 eyalet var. Bunun on bir tanesi eski Batı Almanya´dadır. Her eyalet, eğitimi kendine göre, Federal Anayasa´ya ters düşmeden  örgütleme hakkına sahiptir.

Almanya´da anadil dersi olarak şu dillere olanak veriliyor: Türkçe, Yunanca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, Boşnakça, Sırpça, Arapça, Arnavutça ve Kürtçe. Bu diller için ders araç ve gereçleri, öğretim programları geliştiriliyor, öğretmen sağlanıyor.

Eyaletlere göre farklılıklar göstermesine rağmen; Almanya çapında Türkçe derslerine katılabilecek öğrencilerin ancak  %51´i Türkçe derslerine devam ediyor. Bu katılım oranı Yunan, İtalyan, İspanyol, Portekizli öğrencilerin anadil derslerine katılım oranlarından daha azdır.

Anadil derslerinin  adı, içeriği, işlevi, amacı yirmi yıl öncesine göre;  yavaş yavaş değişti. “Geldiği ülkenin dili dersi” (Herkunftsspracheunterricht) olarak adlandırılmaya başladı.

Anadil derslerinin amacı, göçülen ülkeyle, içinde yaşanılan toplumla uyumlu ortak bir yaşam kurmaya dönüştü. Çok kültürlü, çok uluslu bir Almanya ve bütünleşen Avrupa yaratmak ve bu süreçte içinde varolduğu kültürel değerleri koruyarak çok renkliliğin özgürlükçü, demokratik, barışçı toplumunu kurmak esas amaç haline geldi. Almanya´da yaşayan, çeşitli uluslardan insanların  kendi kültürel köklerini inkar etmeden, bu değerleri koruyup geliştirerek çok kültürlü toplumu kurabilecekleri yavaş yavaş kafalara yeleşti.

Almanya´da hiçbir dile yasak konmadı. 30 yıldan beri Köln Radyosu hergün kırkar dakika  Türkçe, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Sırpça yayın yapıyor. Son yıllarda bu ülkelerin sayısı arttı. Bazı eyaletlerin resmi radyolarında Kürtçe yayın programlarına başlandı.

İlaç reçetelerinde; araç ve gereçlerin kullanım kitapçıklarında dört beş dil kullanılıyor. İsviçre´de malların üstüne ülke içinde kullanılan Almanca, İtalyanca, Fransızca adları yazılıyor. İspanya, Belçika gibi Avrupa ülkelerinde trafik levhaları hem ortak dille, hem de bölgesel dille yazılıyor.

Çok dillilik, çok ulusluluk böylece bu ülkelerde kültürel zenginliği artıran  önemli bir etmene dönüştürülüyor. Çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli bir toplum, planlı, bilinçli, milliyetçilikten uzak sabırlı, tutarlı, bilimsel bir eğitimle yaratılmaya çalışılıyor.

Çocuk yuvasından, üniversiteye kadar hiçbir okulda Alman Milli Marşı söylenmiyor. Bayrak töreni yapılmıyor. Hiçbir ders kitabının kapağına yada başlangıcına Alman ulusunun hakimiyetini gösteren, ülkede yaşayan azınlıkları, yabancıları yok sayan hiçbir resme, yazıya yer verilmiyor. Hiçbir okula, hiçbir sınıfa bir Alman büyüğünün, tarihteki bir Alman Kayzerinin, Alman devlet adamının resmi asılmıyor.

 Sınıflara, okul koridorlarına yerine göre Heinrich Böll, Heinrich Heine, Schiller, Brecht, Picasso, Kadinsky gibi Almanya´nın ve dünyanın önemli özgürlükçü, demokrat yazarlarının, sanatçılarının resimleri asılıyor. Sınıflar, okul koridorları genellikle öğrencilerin kendi yaptıkları resimlerle süsleniyor.

Ama bu resimlerde hiçbir biçimde okuldaki  çok kültürlü, çok uluslu barışçı ortamı bozucu ifadelere, çağrışımlara; dinsel ayrımcılığa yer verilmiyor.  Örneğin Bir Türk öğrenci, sınıf duvarına, “Almanlar anlamaz!” diyerek kışkırtıcı, ırkçı resimler çizemez. Hiçbir Alman öğrenci, sırasının üstüne, okulun kapısına “Almanya Almanlarındır!” “Alman olmaktan gurur duyuyorum!” gibi yazılar yazamaz. Bunları sadece Alman ırkçıları, Nazi yandaşları gizlice yazıyor. Yakalananlar da cezalandırılıyor.

Bütün bu dikkatli, sabırlı, bilinçli, uzun vadeli eğitim politikalarıyla okullarda ve toplumda barışçı bir güven ortamı sağlanmaya çalışılıyor. Buna rağmen, ırkçı, milliyetçi davranışlar, uygulamalar günlük yaşamda var. Ama toplumsal yaşamda; eğitim dünyasında ağır basan yön, farklı düşüncelere, farklı kültürel kimliklere tolerans ve karşılıklı saygıdır.

 

Türkçe derslerinin özellikleri

 

Anadil, çocuğun kişiliğinin ve kültürel kimliğinin oluşmasında rol oynayan temel etmenlerin başında gelir. Anadil sadece kelime bilgisi değildir. Çocuk anadil ile kendi kimliğinin kültürel kaynaklarını öğrenir. Bu kültür mirasını özümleyerek ruhsal dünyasını biçimlendirir. Ayrıca anadil sayesinde insan kendi tarihsel köklerini kavramaya çalışır. Kelimelere, deyimlere hem bireysel deneyimlerini; hem de kendi tarihinden, kültür dünyasından edindiği deneyimleri yükler. Bu süreç çocuğun doğumundan itibaren hızla gelişir.

Çocuk 0-2 yaş arasında anadilin  temel fonemlerini öğrenir. Daha sonraki yaşlarında söz dağarcığı gelişir. İçinde yaşadığı kültürel ortama göre anadilin gelişimi çocuklar arasında farklılıklar gösterir. Ninniler, masallar, türküler, destanlar, şiirler vb. ile anadil renklenir, zenginleşir. Sözcüklere yüklenen özel duygu birikimleri, çağrışımlar çocuğun düş gücünü, beynin çalışmasını, duyu organlarının algılamalarını etkiler. Bu nedenle  anadili gelişmemiş bir çocuk, köksüz ağaç gibidir.

Dil zenginleşmeyince insan kendini anlama ve anlatmada zorluk çeker. İçinde yaşadığı toplumu kavramada güçlüklerle karşılaşır. Anadili gelişmemiş bir çocuk ikinci, üçüncü yabancı dili öğrenirken zorluk çeker. Göçmen çocuklarının, okullarda kompozisyon yazarken zorlanmalarının, yazılı anlatım becerilerinin yeterince gelişmemesinin nedenlerinden biri de budur.

Anadil eğitimi, göçmen çocuklarının geldikleri ülkenin siyasal, kültürel, toplumsal olaylarını izlemeleri, anlamaları ve tavır koymaları açısından da önemlidir. Göçmenler yaşadıkları toplumun kültür ve bilim dünyasına ancak gelişmiş bir anadil sayesinde katkıda bulunabilirler. Çok kültürlü, demokratik bir toplumun oluşmasında dil, kültürel alış verişi sağlayan temel araçlardandır.

Anadil eğitimi bu işlevlerini yerine getirebilmesi için okul sistemi içinde iyi örgütlenmiş; ders araç ve gereçleri sağlanmış olmalıdır. Ders kitapları, Türk Milli Eğitim ilkeleri ve  müfredat programına göre değil; Alman Eğitim Sisteminin ilkelerine, müfredat programına göre bilimsel yöntemlerle hazırlanmalıdır. Türkçe kitapları,  kağıdın kalitesinden, kullanılan resimlere kadar her yönüyle Almanca ders kitapları gibi olmalıdır. Türkiye´den gönderilen kitapların hemen hemen hepsi bu özelliklere terstir. Konuların içeriği, okuma metinleri, resimler, kitap tasarımı, kullanılan kağıt ve kitapların baskı kalitesi çocuğun elindeki diğer kitaplara uymuyor. Bu yüzden öğrenci Türkiye´den gelmiş ders kitabına ısınamıyor.

Türkçe ders kitapları Kuzey Ren Westfalya ve Berlin Eyalet Kültür Bakanlıklarına bağlı kurumlar, yetkili eğitimciler, Türkiye´den gelen uzmanlar tarafından hazırlanıyor.

Ayrıca Almanya´daki iki Türkçe Ders Kitapları Yayınevi eğitimcilere ders kitapları, yardımcı kaynaklar hazırlattırıp yayınlıyor.

Türkçe derslerinin içeriği ve öğretim yöntemleri, öğrencilerin göçmenlikten kaynaklanan ruhsal biçimlenmelerini dikkate almalıdır. Göçmen toplumun çocukları, yabancı düşmanlığı, ırkçı düşünce ve eylemler nedeniyle içine kapanmaya; milliyetçi eğilimler taşımaya açıktır. Horlanma ve aşağılanma göçmen çocuğu etkiler. Çocukta bilinçli ya da bilinçsiz milliyetçi tepkiler doğar. Bu nedenle Türkçe dersleri, hem içerik, hem eğitim yöntemi bakımından hoşgörüye, sevgiye, eleştiriye, özgürlüğe açık olmalıdır.

 Öncelikle Türkçe öğretmenleri çok kültürlü bir toplumun değerlerini özümlemiş, özgür ve bilimsel düşünceli olmalıdır. Öğretmen çok okumalı, kendini sürekli yenilemeli; Alman ve Türk kültür dünyaları arasında köprü kurabilmelidir.

 

Türkçe derslerine katılan öğrencilerin özellikleri

Türkçe dersine katılan öğrencilerin %90´dan fazlası dar gelirli işçi, emekçi çocuğudur. Bazı çocuklar vardiyalı çalışan ana babayı haftada bir görebiliyor. Bir çok baba çocuğunun okul sorunlarını ancak okuldan gelen bir şikayet üzerine farkedebiliyor. Bu aileler işsizlikten en çok etkilenen toplum kesimidir. Ailedeki geçim kavgası, huzursuzluk, ana-baba arasındaki şiddet, çocuğun ruhsal gelişmesini bozuyor. Çocuk evde gördüğü şiddeti, okul yaşamında  uygulamaya kalkışıyor.

 İşçiler, dargelirliler, sosyal yardımla geçinenler çoğunlukla getolaşmış, Alman toplumu ile ililişkisi kopuk; içe kapanık mahallelerde yaşıyor. Sosyal kontrol, dedikodu aileleri ve çocukları etkiliyor. Bir çok aile komşuların, çevrenin tutumundan çekinerek kızının başını örtüyor.

Çocuğun Alman kültür yaşamına katılmasını engelliyor. Öğrencilerin çoğunluğunun evine hiç kitap, gezete girmiyor. Ailede okuma alışkanlığı yok. Ailenin kültürel yaşamı televizyonla, kulaktan dolma bilgilerle sınırlı. Çocuk öğütlerle değil; yaşayıp görerek olumlu alışkanlıkları edinir. Evine kitap girmeyen çocuğun okumaya, yazmaya, kültürel etkinliklere ilgisi azalır. Kültür derslerinde başarısı düşer.

Türkiyeli öğrencilerin ayrı bir özelliği de, kendi içlerinde farklı din, dil, ulusal kökene sahip olmalarıdır. 15 kişilik bir sınıfta, Alevi, Sünni, Yezidi, Süryani,  Kürt, Türk öğrenci bulunabiliyor. Genellikle her sınıfta, Alevi,  Sünni, Kürt, Türk öğrenci vardır. Son zamanlarda ise, çeşitli tarikatlardan öğrenciler bir arada bulunur oldu. Öğrencilerin bu çeşitliliği, Türkçe derslerinin, öğretmeniyle, içeriğiyle demokratik, özgür, toleranslı olmasını zorunlu kılıyor.

 

Almanya´daki Batı Eyaletlerinde Anadil derslerinin durumu

 

İki Almanya´nın birleşmesiyle toplam eyalet sayısı 16 oldu. Bunlardan on biri Batı Almanya´da bulunuyordu. Türkiye´den gelen işçiler sadece Batı Almanya´da çalıştığından, Anadil dersleri Batı eyaletlerinin sorunuydu. 1991 sonrası Türkler Doğu Almanya eyaletlerinde de yaşamaya başladılar. Ama henüz  buradaki okullarda Türkçe Anadil derslerinin uygulanmasını gerektirecek sayıya ulaşmadılar.

Anadil derslerinin uygulanışı, içeriği, öğretim programları, ders kitapları, Türkçe öğretmenlerinin durumu hep Batı eyaletlerinde tartışıldı. Arayışlar, tartışmalar halen devam ediyor.

Anadil derslerinin programı, uygulanışı konusunda tek bir biçim yok. Ama anadil derslerinin   konsoloslukların mı; yoksa Alman makamların sorumluluğunda  mı yürütüleceği konusunda iki ayrı uygulama var:

Bayern, Hessen, Niedersachsen, Kuzey Ren Westfalya, Rheinland-Pfalz Eyaletlerinde sorumluluğu değişik ölçülerde Alman kültür ve eğitim bakanlıkları üstlenmişlerdir.

Baden Württemberg, Berlin, Bremen, Hamburg, Saarlan ve Schleswig Holstein Eyaletlerinde ise, Anadil derslerinin sorumluluğu, kontrolu, içeriği değişik ölçülerde halen o dili kullanan devletin resmi temsilcileri; yani konsolosluklar, eğitim ateşeleri üstlenmişlerdir.

Baden Württemberg ve Saarlan Anadil derslerinin yürütülmesini tamamen konsolosluklara bırakmıştır.

Almanya genelindeki eğilim, giderek anadil eğitiminin Alman okul sistemi içine alınması ve her türlü sorumluluğun Alman makamlarına ait olması yönündedir.

Kuzey Ren Westfalya, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en yoğun oldukları bir eyalettir. 1996 yılında Almanya yaşayan toplam 2 milyon 49 bin Türk vatandaşından, 701 bini Kuzey Ren Westfalya´da bulunuyordu.

Bu sayısal çokluk ve eyalet yönetiminde uzun yıllardan beri Sosyal Demokrat Parti´nin bulunmasından dolayı Anadil dersleri, özellikle de Türkçe dersleri konusunda olumlu adımlar burada atılmıştır. Kuzey Ren Westfalya´daki Türkçe derslerinin pragramı, işleyişi, içeriği diğer eyaletlere örnek olmuştur. Almanya´daki Türkçe öğretmeni gereksinimini karşılamak amacıyla, bu eyalette, Essen Üniversitesi´de “Türkçe Öğretmeniliği Bölümü” 1995 yılında açılmıştır.

Hessen Eyaleti´nde Anadil derslerine katılmak zorunludur. Ancak öğrenci velisinin yazılı isteği üzerine anadil dersine katılmayabilir.

Türkçe eğitimi, Alman okul sistemi içinde üç farklı biçimde yerine getirilmeye çalışılıyor:

 

1. Türkçe Anadil Dersi (Muttersprachliche Ergänzungsunterricht)

 

Bu ders haftada iki saattir. Çocuğun isteği, velinin onayı ile bu derse katılınır. Bazı okullarda Katolik, Protestan din dersleriyle paralel olarak; normal okul saati içinde; bazı okullarda da sabah normal ders saati öncesinde yada öğleden sonraları yapılır.

 Bu dersin notu yoktur. Öğretmen dersin ciddiyetini korumak için yazılı, sözlü yapar, ödev notu verir. Ama öğrencinin aldığı not, başarı ortalamasına etki etmez. Öğretmenin verdiği not karnenin arka yüzüne “Türkçe dersine katılmış ve şu notu almıştır!” biçiminde yazılır. Çocuk “öğretmenim nerde benim notum, neden ortalamaya etki etmiyor?” diye sorduğunda, öğretmen ikna edici bir yanıt veremez. Bu tür not verme biçimi yanlıştır. Öğrenci, Türkçe Anadil Dersi´nin notunun önemsiz olduğunu çabuk kavrar. İster pekiyi, ister zayıf alsın sınıf geçmeye, geleceğini belirlemeye hiç etkisi olmadığını görür.

Bundan sonra dersin ciddiyeti kaybolur. Öğrencinin ilgisi azalır. Saygı zayıflar. Bazı öğrenciler, yazılıda boş kağıdı öğretmenin yüzüne “ne verirsen ver!” diyerek çarpar. Bazı veliler de bu dersi ciddiye almaz. Çocuğu zayıf alan kimi veliler, çoğu kez Türkçe öğretmenini sorumlu görerek, yırtık bir sayfaya iki satır karalarlar: “Çocuğumun Türkçe dersine katılmasını istemiyorum!” Bir kez ayrılmalar başladı mı önünü almak zorlaşır.  Öğrenci azalırsa Türkçe dersi düşer. Öğretmenin ders saati dolmaz. Öğretmen işsizlikle karşı karşıya kalabilir!

Bütün bu işleri, karşılıklı bağımlıklıkları kolayca kavrayan öğrenci, bazan öğretmeni  “gi-derim ha!” diye tehdit eder.

Türkçe dersinin bir özelliği de katılan öğrencilerin iki, üç, dört; bazan yedi sekiz şubeden gelmeleridir. Örneğin,  7 a, b, c, d şubelerinden gelen öğrenciler sadece bu ders saatinde buluştuklarından sık sık sohbete başlar. 45 dakikalık bir dersin 15 dakikası, susun, oturun, dinleyin demekle geçer. Diğer derslerde not korkusuyla susan öğrenci, Türkçenin notu olmadığından gevşer. Öğretmeni dinlemez olur. Dolayısıyla böyle bir sınıfda ders veren öğretmen sinirsel gerilim yüzünden çok yorulur. Giderek öğretmenin  de dersine ilgisi azalır. Saatini kazasız belasız geçirme yoluna girebilir.

 

2. Seçmeli Türkçe Dersi (WP 1 Türkisch):

 

Bu ders esas olarak Gesamtschule´lerde uygulanmaya başlandı. Öğrenciler, Fransızca ya da Latince yerine ikinci yabancı dil olarak Türkçeyi seçebiliyor. Öğrencinin isteği, sınıf öğretmenler kurulunun tavsiyesi, velinin onayı ile bu derse katılınabilir. Haftada dört saattir. Alınan not genel başarı ortalamasına aynen İngilizce, Matemetik gibi etki eder. Ders ciddileşir. Öğrenci boş yazılı kağıdını çarpıp geçemez. Derse ilgi Türkçe Anadil Dersine göre daha iyidir.

Fakat dersin uygulanması, 12-15  öğrencinin isteğine bağlıdır. Dersin verilip verilmemesinin kendi elinde olduğunu anlayan öğrenci nazlanır, şımarır, öğretmenle not pazarlığına girişir: “ Öğretmenim iyi not vereceksen, gelirim! Yoksa gelmem!”

 

3. Normal  okul saatleri dışında yapılan Türkçe dersleri:

 

Bayern, Baden-Wurtemberg Eyaletlerinde uygulan bu tür Türkçe dersleri öğrenciye ders dışında ek bir yük getiriyor. Türkiye´den gelen öğretmen, Alman eğitim sistemini bilmiyor. Bu nu öğrendiğinde, dört yıllık çalışma süresi doluyor. Okul saatleri dışında yapılan Türkçe derslerinde öğretmen çoğu kez okulda hademeyle, kapıcıyla muhatap oluyor. Dersin yapıldığı okulun öğretmen ve yöneticileriyle bağı hemen hemen hiç olamıyor. Bu durumda, Türkçe dersleriyle Almanca dersleri arasında paralellik kurulması; ünite birliğinin oluşması olanaksızlaşıyor.

Derslere katılım zorunluğu olmadığından, öğrenci katılmak istemiyor. Fakat öğretmenin görevini yapabilmesi, belirli sayıda öğrenciye bağlıdır. Çoğu kez, öğretmen, öğrenci toplamak zorunda kalıyor. Başlıyor cami cami, dernek dernek  dolaşmaya! Bu durumda iş,  karşılıklı bağımlılığa yol açıyor. Tarikatlar, milliyetçi dernekler öğretmeni yönlendirmek; kendi doğrultularında ders verdirmek istiyor. “Bu öğretmen Alevi! Şu öğretmen Kürt! O öğretmen solcu!” gibi söylentiler, karalamalar öğretmenin görevini engelleyen boyutlara varabiliyor.

Bu eyaletlerdeki Türkçe derslerinde milliyetçi, dinci, gerici uygulamaların, diğer eyaletlere  göre daha sık görülmesinin nedenlerinden başlıcaları bunlardır. Çok sayıda Alevi, Kürt, ilerici yurttaşımız  dinci, milliyetçi, gerici uygulamaları protesto ederek çocuğunu Türkçe derslerine göndermiyor.

Türkçe derslerinin, anadil eğitimi amaçlarına daha iyi katkıda bulunabilmesi için; Alman eğitim sisteminin ilkelerine göre, Almanca dersleriyle uyumlu olarak, normal okul saatlerinde verilmesi;  notlu ve zorunlu olaması gereklidir.

 

Türkçe öğretemenlerinin meslekî ve özlük sorunları

 

Türkçe öğretmenlerinin görevleri, Alman öğretmenlerden daha yorucudur. Çünkü,Türkçe dersine katılanlar,  diğer derslerdeki öğrencilere göre daha çok problemli, daha çok sorunludur. Başka derslerde susan, saygılı davranan, ders kurallarına uyan bir öğrenci Türkçe dersinde aslan kesilir. Diğer derslerdeki ezikliğinin acısını Türkçe dersinde şımararak çıkarmaya başlar. Bu anlamda Türkçe dersleri, öğrencinin ruhsal gerilimini açığa vurduğu bir arenaya dönüşür.

Türkçe öğretmenleri, aynı zamanda okulun hazır tercümanı, velilerle okul arasındaki sözlü iletişimin aracıdır. Çocuk yüzme dersine girmez. Müdürün ricasıyla Türkçe öğretmeni veliye telefon eder. Bazı saygısız velilerden fırça yer! Okulda kavga, döğüş olduğunda Türkçe öğretmeni  bekçilik görevine çağrılır! Karışsan bir türlü, karışmasan bir türlü!

Türk öğrenciler, okullarda, diğer uluslardan öğrencilere göre, daha çok kavga, dövüş, tehdit,  hırsızlık, sarkıntılık, öğretmene  ve arkadaşlarına kabalık gibi okul kurallarına uymayan davranışlar gösteriyor.

Son zamanlarda Türkçe televizyon kanallarının da etkisiyle Türkiye´deki siyasal olaylar doğrudan okullara yansır oldu.  Dinsel  ve milliyetçi örgütler okulara çeşitli yollardan uzanıyor. MHP ve tarikatların etkisi giderek artıyor. Boynuna bozkurt takmış 20-30 öğrenci, 200 öğrencinin üzerinde baskı kurabiliyor.

Böylesi bir okul yaşamında, Türkçe öğretmenleri, Alman meslektaşlarına göre daha çok yorulmakta, yıpranmaktadır. Aynı okulda çalışmasına; haftalık ders saati toplamı aynı olmasına karşın Alman meslektaşından 1000 - 1500 Mark daha  az ücret alıyor. Çünkü Türkiye´de yüksek öğrenim görmüş bir öğretmenin diploması “Vordiplom” olarak tanınıyor. Yani Türkiye´deki dört yıllık üniversite eğitimi Almanya´da iki yıl sayılıyor. Öğretmenin, sadece Türkçe dalında ders vermesine izin veriliyor.  Buna dayanarak, Eyalet Kültür Bakanlıkları Türkçe öğretmenleriyle “eğitim hizmetlisi” olarak iş anlaşması yapıyor. Ücret sınırını da çoğu kez “BAT 4a” derecesinde donduruyor. Ne kadar çalışırsa çalışsın, Türkçe öğremenleri bu maaşın üstüne çıkamıyor.

Bu haksızlığa karşı, öğretmen dernekleri uzun süre direndi, sendika yardımıyla işvereni mahkemeye verdi. Sonuç değişmedi.

Türkçe öğretmenleri, Alman okul sistemi içinde, ikinci sınıf öğretmen muamelesi görüyor! Türkçe öğretmeni, harikalar yaratsa bile yönetici olamaz! Sınıf öğretmeni olamaz! Bölüm başkanı olamaz! Notu olmayan dersin öğretmeni de ciddiye alınmaz! Zayıf versen, öğretmenler kurulunda; “Canım Türkçeden de zayıf verilir mi?” diye öğretmenin yüzüne bakarlar. İkinci sınıf öğretmen muamelesi, Türkçe öğretmenini gün be gün, damla damla yorar, yıpratır, tüketir!

 

Okullardaki tehlikeli gelişmeler

 

Sadece Türkçe derslerinde değil; okulun günlük  yaşamında Alman ve diğer uluslardan öğrencilere göre Türkiyeli öğrenciler  ve veliler arasında dört beş yıldan beri dinsel tutuculuk  ve “Bozkurt ırkçılığı” tehlikeli bir şekilde gelişiyor.

Dinsel fanatizm ve ırkçılık; kökden dinci tarikatların örgütlenmesi ve “Türk milliyetçiliği”nin körüklenmesi okul yaşamında kendini çok olumsuz biçimlerde gösteriyor.

Daha ilkokul yıllarından itibaren kontrolsuz, denetimsiz Kur´an kurslarına gönderilen çocukların beyinleri şartlanıyor. Kimi aileler çocuklarını yaz tatillerinde yada hafta sonlarında yatılı Kur´an kurslarına gönderiyor. Bu kurslarda Arapça Kur´an´ı ezberleyen; cehennem azabıyla korkutulan çocuk; tek kelime anlamadığı sureleri, ayetleri kendi hayal dünyasına göre şekillendiriyor. Anlamadığı dinsel bilgiyi, “en iyi ben bilirim” sanıyor. Dinleri karşılaştırmalı öğre-nemeyen çocuk; müslüman - kafir zıtlığına göre kendisinden olmayan; kendisi gibi düşünmeyen herşeye karşı kinleniyor. Sadece Hıristiyanlara, Yahudilere karşı değil; kendi tarikatından; kendi gittiği cami cemeatından olmayan insanlara; okul arkadaşlarına; Türkçe öğretmenine karşı da kinleniyor. Kendisinden başka herkesi düşman görüyor.

Dinsel şartlanma, çocuğun yada gencin toplumdan, okul yaşamından  kendini dıştalayacak davranışlara; uyumsuzluklara da yol açıyor. Uyumsuzluk ve dıştalanma öğrencinin sağlıklı düşünme yetisini bozuyor. Kendisi gibi olmayanlara karşı kolayca kaba kuvvete başvurabiliyor. “Kafirin malı da helaldir, namusu da!” fanatizmiyle beyni yıkanan öğrenciler arasında hırsızlık ve kız öğrencilere, bayan öğretmenlere sarkıntılık olaylarının daha sık görülmesi dikkat çekici dir. Öte yandan, genellikle Türk ve Müslüman olmayanların eşyalarının çalınması, çoğunlukla Alman kızlarına sarkıntılık yapılması olayın ciddiyetini gösteren gelişmelerden sadece biridir.

Dinsel fanatizmin yanında Türk miliyetçiliğinin, “bozkurt ırkçığının” Almanya´da yetişen gençler arasında hızla yaygınlaşması ve örgütlenmesi toplum yaşamında olduğu gibi, okul yaşamında da tehlikeli gelişmelere yol açmaktadır.

Bazan Türk - İslam sentezi görüşlerin uzantısı olarak dinsel şartlanmışlık, ırkçı kinle birleşmektedir. Daha doğru dürüst adını bile Türkçe yazamayan bir ortaokul öğrencisi, boynuna taktığı bozkurt kolyesi, eliyle yaptığı kurtbaşı gösterisi; çantasına, defterine, sırasına çizdiği üç hilal amblemi ile kendisini diğer öğrencilerden üstün görme alışkanlığına kapılabiliyor. Böyle alışkanlık ve fanatik düşüncelerle düşünme yetisi bozulan öğrenci okulda ve toplumda kolayca şiddete, kaba kuvvete başvuruyor.

Kendisi gibi düşünmeyen, herkese kinleniyor. Kişilik bozuklukları gözleniyor. Okuldaki barış ortamına zarar veriyor. Toplumdaki ve okuldaki demokratik hakları kendi amaçlarına alet edebiliyor.

Bu tür ruhsal ve düşünsel şekillenmeler  bir dizi olumsuz zincirleme gelişmelere neden olu-yor.  İnsani değerler aşınıyor. Uyumsuzluk, saldırganlık, güvensizlik, ikiyüzlülük, sululuk, yalancılık, zübüklük gibi kişilik bozuklukları özelikle ergenlik döneminden itibaren öğrenciler arasında yaygınlaşıyor. Yabancı ve Türk öğrenci sayısının “Gymnasium”lara göre yüksek olduğu  “Hauptschule” ve “Gesamtschule”lerde sululuk yapmayan; dersleri iyi olan, öğrenmek için okula gelen öğrenciler arkadaşlarınca küçümseniyor.

Türk öğrencilerin birçoğu özgür davranış ile zübüklüğü birbirine karıştırıyor.

Avrupa´nın göbeğinde, dünyanın en gelişmiş sanayi ülkesinde, ileri bir kültür ortamında Türkiyeli öğrencilerin, gençlerin bir çoğunun en geri, çağdışı görüşleri savunmaları; giyim kuşamdan oturup kalkmaya kadar çağdışı tutumları  onları yaşadıkları topluma yabancılaştırıyor. Yabancılaşma arttıkça kendine güvensizlik ve kendisi gibi olmayana düşmanlık da artıyor.

Nasıl ki bir rüzgar esince, kıpırdayabilecek herşey rüzgarın yönüne göre hareketlenirse; ve her varlık kendi özelliğine, yapısına göre rüzgardan etkilenirse; toplumdaki sağ ve sol esinti-ler, özgürlükçü ve tutucu dalgalarda derede derece tüm insanları etkiler. Çocuklar ve öğrenci-ler yaşlılara göre daha duyarlı olduğundan; ırkçı, milliyetçi, dinci, bağnaz rüzgarlar çocuk ve gencin dünyasında kolayca fırtınaya dönüşebilir. Azınlık psikolojisi ve ezikliği içinde olan; kültürel kimliğinde “dayak cennetten çıkmadır!” hükmü bulunan gençler arasında böylesi fırtınalar yıkıcı ve zararlı olabilir.

Bu nedenle Almanya´daki Türk gençlerinin beyinlerine ırkçı, milliyetçi, kökten dinci rüzgar ekenler, yarın fırtına biçeceklerini unutmamalıdırlar.

Bu kaygılarımızı bazı verilerle somutlayabiliriz.

Halen Almanya´daki Türk gençleri arasında Alman düşmanlığının durumunu inceleyen bi-limsel araştırmalardan uzağız. Bu konu aslında Türkleri doğrudan ilgilendiriyor. Ama böylesi bir araştırma yok denecek kadar az. Tersi çok. Almanlar arasındaki yabancı düşmanlığı üzerine bir yığın araştırma yayınlanmıştır.

“Uyum karşıtlığı ve İslam köktendinciliği”nin Almanya´daki Türk gençleri arasında nasıl yayıldığını, geliştiğini ve güncel durumunu inceleyen güzel bir araştırma “Aus Politik und Zeitgeschichte” adlı derginin 8 / 1987 sayısında yayınlandı.

Bielefeld Üniversitesi öğretim üyelerinden Wilhelm Heitmeyer, Helmut Scröder ve Joachim Müller´in, 15 ile 21 yaş grubundaki 1221 Türk genci üzerinde,1995 yılında yaptığı anket ve araştırma sonuçları tehlikeli fırtınanın habercileridir.

Ankete katılan bu gençlere devlet, din, inanç ve politik görüş ve tutumları yansıtacak sorular sorulmuş. Cevaplar şöyle ayrışmış:

“Hayat, Türkiye´de ve Almanya´da da Kur´an´a göre düzenlenmelidir.İnanç alanında reform ve modernleşme reddedilmeli, tanrısal düzen kurulmalıdır.” diyenlerin oranı %49,1´dir.

“Komünizmin yıkılışından sonra kapitalizm de yıkılacaktır. Gelecek İslamındır.” düşüncesini “kesinlikle doğru” ve “doğru” bulan gençlerin oranı %50,2´dir.

“Almanya´da yaşansa bile, Batı´nın yaşam biçimine fazla uyulmamalıdır; tersine İslamın öğretilerine, İslamın yaşam tarzına yönelinmelidir.” düşüncesini dile getirenlerin toplamı %56´dır.

“Her mümin, başka uluslarının dinlerinin değersiz ve yanlış olduğunu ve bu dinlere inananların kafir olduğunu bilmek zorundadır. İslam, tek doğru dindir.” görüşünü “kesinlikle doğru” ve “doğru” bulanların oranı %55,9´dur.

 

Bu veriler dinsel fanatizmin boyutlarını gösteriyor.

Dinsel fanatizm  ve ırkçılık insan beyninde taş gibi hareketsiz durmaz. Fanatizm ve ırkçılık gencin yapısına, çevresine, işine, gücüne göre yaşam tarzını etkiler. Davranışların yönlendirir.

Örneğin: Ankete katılan Türk gençlerinin %23,2´si; “Eğer bir kişi, İslama karşı mücadele ederse, öldürülmelidir!” düşüncesindedir.

“Eğer İslam toplumuna hizmet ediyorsa; kafirlere karşı kaba kuvvet uygulamaya hazırım!” diyenlerin oranı ise, %35,7´dir.

Yorum gerektirmeyecek kadar düşündürücü; demokratik, özgür toplum düzenini yıkıcı bu şartlanmışlık sağduyulu, toplumsal barış ve toleransdan yana olan herkesi tavır almaya zorlamaktadır. Bu tehlikeli gelişmeyi görmek, anlamak, incelemek yetmez! Bu tehlikeli ateşi, toplumu yangın yerine çevirmeden söndürmek gerekir.

Yangını söndüreceksek, ateşe körükle gidenleri doğru tanımalıyız.

Almanya´da yabancı düşmanlığını doğuran nedenler; aynı zamanda karşı tepkiyi; yani Alman düşmanlığını yaygınlaştıracak ortamı da yaratmaktadır. Okul toplumun havasını solur. Öğrenciler özelikle aileden edindiği alışkanlıklara göre davranır. Kısacası “Kır atın yanında duran ya huyundan alır; ya suyundan!”

 Son yıllarda, giderek yaygınlaşan, Türk medyası Türkiye´deki vurdulu kırdılı siyasi havayı Almanya´da yaşayan Türkler arasında hızla yayıyor. Milliyetçi, ırkçı, kökten dinci görüşler düşünmeden seyreden; baktığını anlamada dil zorlukları çeken gençler kolayca şekilciliğe, slogancı düşünmeye saplanabiliyorlar.

Birçok Türk öğrenci, akşam evinde Türkiye´yi; sabah okulda Almanya´yı yaşamaktadır. Televizyonlarla, gazetelerle kafası dumanlanan öğrenci, okuldaki bilimsel bilgileri anlamakta ve özümlemekte zorluk çekmektedir.

Alman toplumunda ve  okulda kendini dıştalayan ya da dıştalanan genç “En büyük Türkiye; başka büyük yok! Türkün Türkten başka dostu yok! Ne mutlu Türküm diyene! Ya sev, ya terket! Mozayık değil; mermer! Gelecek İslamda!” gibi sloganlarla içindeki ezikliği, güvensizliği, yalnızlığı, kini dışa vurmaktadır.

 

Öğrenci ve velilerin tutum ve davranışlarından bir kaç örnek:

 

* Altıncı sınıf öğrencileri sınıf gezisine gidecekler. Dinci-tutucu aileler kızlarını göndermek istemiyor. Oysa sınıf gezileri, kişilik gelişimi açısından gerekli bir eğitim biçimi. Okul ve sınıf öğretmeni tüm öğrencilerin katılmasına çalışıyor. İşte bu düşüncelerle Türkiyeli veliler toplantıya çağrıldı. Toplantıya 20 kişi beklenirken 30 kişi geldi. Müdür, müdür yardımcısı, sınıf öğretmeni hazır. Sınıf öğretmeni sorunu açıyor. Konuşmalar Türkçeye çevriliyor. Biri, daha açıklama bitmeden “Kadın şeytandır. Kızlar sınıf gezisine gönderilmez!” diye söze karışıyor. Bir anda ortam elektrikleniyor. Veliler ikiye ayrılıyor. “Sen karını getirmesen bile ben getirdim. Burada “kadın şeytandır!” diyemezsin! Nerdeyse yumruklar konuşacak! Sınıf gezisi falan kalıyor. Kavgayı önlediğimize şükrediyoruz.

 

* Türkiyeli velilerle okul sorunları konuşulacak. Toplantı düzenleniyor. 20-25 veli geliyor. Müdür, yardımcısı, sınıf öğretmeni yerlerini alıyor. Sakin bir açılışla gündeme geçiyor. Söz dönüp dolaşıp 23 Nisan Bayramının kutlanmasına geliyor. Bir veli “Arkadaş ben Atatürk´e düşmanım! Almanya´da demokrasi var!” diye masaya vuruyor. Bir anda ortalık karışıyor. Kavga zor önleniyor. Ama bu toplantı son veli toplantısı oluyor.

 

* Ders Türkçe. Sınıf 5; Konu: Okulumuz, arkadaşlarımız. Öğretmen sözü Alman arkadaşlarıyla dostça geçinmelerine getiriyor. Osman 10 yaşında. Parmağını heyecanla kaldırıp: “Öğretmenim, Alman benim arkadaşım olamaz!” diye bağırıyor. Neden olamaz? “Çünkü Alman kafirdir. Kafirden arkadaş olmaz!”

 

* Ders Türkçe. Günlerden 8 Mayıs. 6. sınıflara Hitler faşizminin barbarlığı üzerine slayt gösteriliyor. Çıplak bir ana yavrusuna sarılmış! Kurşunlanarak öldürüldüğü an! 11 yaşındaki bir kız öğrenci; “İyi olmuş! Bütün Yahudileri öldürmek lazım!” sözleriyle sessizliği bozuyor.

 

* Ders Türkçe. Sınıf 9. Konu: Cümlenin yapısı. Öğretmen tahtaya örnekler yazarken bir erkek öğrenci sağ elini havaya kaldırarak bağırıyor: “Tekbir! Allahü ekber!”. Ders yarıda kalıyor. Ders mi, savaş mı yapıldığı belli olmuyor artık!

 

* Ders Türkçe. Sınıf 9. Konu: Kadın hakları. Altı haftalık derslerden sonra yazılı yapılıyor. Soru: Türkiye´de Cumhuriyet döneminde kadınlara hangi haklar verilmiştir? Cevap: Bir sayfa dolusu Alpaslan Türkeş´in yaşamı, büyüklüğü! Öğretmen davranışını eleştiriyor. Öğrenci hatasını kabul etmiyor. “Benim düşüncem bu!” diyor. Okul yönetimi, sınıf öğretmeni öğrenciyi aydınlatmaya çalışıyor. Babası okula çağrılıyor. Baba oğlunu savunuyor. “Almanya´da düşünce özgürlüğü vardır. Alpaslan Türkeş´i anlatabilir!”

 

* Ders Türkçe. Sınıf: 10. Yıldız 15 yaşında. Türbanlı. Zaman, Türkiye´de Refah Partisi´nin borusunun öttüğü günler. Kendisi gibi giyinmeyen, kendisi gibi düşünmeyen bayan öğretmenine: “İktidara geliyoruz. Keseceğiz sizi, keseceğiz!” diye kin kusuyor.

 

* Ders Türkçe. Sınıf 10. Konu: Hoşgörü ve İnsan hakları. Sınıfta 18 öğrenci var. Sekizi kız. onu erkek. Üçü Kürt, onbeşi Türk. Dördü Alevi, ondördü Sünni. Dersin akışı içinde öğretmen önce Almanya´daki, dünyadaki; sonra da  Türkiye´deki insan haklarının durumuna değiniyor.   Bir Kürt öğrenci söz alıp: “Öğretmenim, Türkiye´de Kürtlere .....!” Dört beş öğrenci üstüne yürüyor; sözünü bitirmesine olanak  vermiyor.

“Türkiye´de Kürt yok!”

“Ben Kürdüm!”

“Değilsin ulan!

Öğretmen kavgayı zor önlüyor. Ne hoşgörü, ne düşüncelere saygı var. Öğretmenin adıysa bazı veliler arasında “Kürtçü terörist”e çıkıyor!

 

* Yer: Sınıf kapısı. Türk ve Alman öğrenciler sınıfa girmek üzere. 8. sınıftan bir Türk erkek öğrenci anası yaşındaki Alman bayan öğretmene elle sarkıntılık yapıyor! Derhal baba okula çağrılıyor. Türkçe öğretmeni olayı anlatıyor. Babanın yanıtı: “Biz milliyetçi ve mukattesatçı bir aileyiz. Bu çocuk benim belimden olamaz!”

 

* Türbanlı 15 - 20 kız öğrenci. Kimi 10 yaşında, kimi 17. Okul bahçesinde, sınıfta, eğitimin her alanında üçü beşi bir yerde! Okulda 5-6 dinden 20 ulustan öğrenci var. Ama türbanlı öğrenciler görünüm ve davranışlarıyla okul yaşamına dinsel ayrımcılığı getiriyorlar. Oysa eğitimde dinsel ayrımcılık, ırkçı, milliyetçi ayrımlar kadar tehlikeli.

 

* Hülya 16 yaşında. 9. sınıf. 4 yıldan beri Türkçe Anadil ve Seçmeli Türkçe dersine katılıyor. Ders yılının başından beri Türkçe derslerinden kaçıyor. İki kere kopyede yakalandı. Alman öğretmenler de şikayetçi. Sınıf öğretmeni velisini okula çağırdı. Gelmediler. Davranışları giderek kötüleşti. Katıldığı dersleri rahatsız ediyor. Öğretmen ana-babasına durumunu bildirmek için iki kez telefon numarası ister. “Benden de selam söyle!” diyerek öğretmenine yanlış numara verir. Sınıf öğretmeninden doğru telefon numarasını alarak telefon eder. Annesiyle konuşur. “Hanımefendi, kızınız sene başından beri toplam 20 ders saatine katılmadı. Genellikle birinci  ve ikinci derslere katılmıyor. Yazılılarda zayıf aldı. Derslerimi rahatsız ediyor. Lütfen geliniz. Konuşalım.”

Annesi gelir. Türkçe öğretmeni, Hülya, annesi, Alman müdür yardımsı ile birlikte konuşurlar. Hülya “Türkçeyi sevmiyorum. Onun için katılmadım!” diyerek derslerden kaçmasını gerekçelendirir. “Peki, okula gidiyorum diyerek evden çıktın. Neredeydin?” sorusuna Hülya  inandırıcı yanıt veremez.

Tam bu noktada, annesi kızının davranışlarını konuşacak yerde bir soru sorar:

“Türkçe derslerine sadece Türk çocukları mı katılabilir?

“Evet!”

Çantasından iki kimlik çıkarır,  tepeden bakarak:

“Bak öğretmen bey! Biz Alman vatandaşıyız! Türk değiliz! Kızımı ben göndermedim... Kızımı Türkçe derslerinden alıyorum!”

Alman müdür yardımcısı velinin sözlerini gülerek yanıtlar:

“Sayın Bayan, kimliğiniz Alman olabilir; ama siz Türksünüz. Kızınız da Türkçe derslerine katılmak zorunda. Hem de düzenli bir şekilde.”

 

Sonuç

Bu tür örnekler okularda sık sık görülür oldu. Tüm öğrenciler böyledir demiyorum. Amacım gerçekliği kavramaya yarayacak bir kaç kare resim göstermek! Bir damla deniz suyu deniz değildir elbette. Ama damlalar,  aynı zamanda denizin özleliklerini, kirliliğini de gösterir!

Irkçı ve dinci eğilimler sonucu okulda barış ortamı zedeleniyor. Kendini din ve ırk olarak ortak yaşamdan ayıran öğrenci zamanla kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen öğretmene, öğrenciye kinleniyor. Kur´an kursunda, camide öğrendiklerine uymayan konulara, düşüncelere düşman oluyor. Sonuçta okula ilgisi azalıyor. Başarı düşüyor.

Eğitim alanında Türkiyeli öğrenciler arasında giderek yaygınlaşan ırkçı, dinci, gerici eğilimler bazı Alman çevrelerinin söyledikleri gibi iki üç yüz öğretmenin milliyetçi, dinci tutumlarıyla açıklanamaz.

Almanya´daki Türk çocuklarının sorunları birkaç yüz Türkçe öğretmeninden; Türkçe derslerinin müfredat programından kaynaklanıyor olsaydı çözümü çok kolay olurdu.

Sorunun boyutları, öğretmenlerin kültürel eksikliğini, öğretim yöntemlerinin geriliğini, anti demoktatik tutumlarını aşmaktadır. Ayrıca böylesi öğretmenlerin yanlış uygulamaları yüzünden tüm Türkçe öğretmenleri karalanamaz. Öğretmen var, öğretmen var! Kurunun yanında yaş yakılmamalı.

Çanak çömlek satan, terzilik, turizmcilik, manavlık, dönercilik, emlakçılık yapan öğretmen yok mu? Elbette var.

Sınıfta bildiği bir kaç marşı  ezberleten, sıranın üstünde namaz kıldıran, Türkçe dersini, Sünni din dersine çeviren öğretmenler yok mu? Elbette var. Ama dişini tırnağına takarak, toplumdan, aileden kaynaklanan olumsuz gidişi durdurmaya; okullarda barış ortamını sürdürmeye, kinle beslenen öğrencilere özgürlüğü ve sevgiyi damla damla vermeye çalışan yüzlerce Türkçe öğretmeni de var.

Bu öğretmenlerin bazıları, Türkçe derslerinde özgür düşünceyi, bilimsel bilgileri anlatıkları için konsolosluklara ihbar edildi. Pasaportlarına el kondu. Yıllarca ülkelerine hasret bırakıldı! Huzursuz edildi.  Türkçe derslerinin daha bilimsel verilebilmesi ve öğretmenlerin özlük haklarının geliştirilmesi için örgütlenen öğretmenler 1980 sonrası horlandı, cezalandırıldı. Almanya´da okullarda bu gün yaşanan olumsuzluklar; bizleri sadece döviz makinası olarak gören Türk hükümetlerin ve göçmen işçilerin kültürel, eğitsel gereksinimlerine zamanında kalıcı çözümler getirmeyen Alman hükümetlerinin  politikalarının da sonucudur.

Eğitim alanındaki, Türkçe derslerindeki sorunlar köklü bilimsel önlemlerle çözümlenmeyi bekliyor. Sorunları öğretmenlerin üstüne atmak, kolaycılıktır. Aile ve toplumu dışlayan önlemler çözümleyici olamaz. Türkçe derslerinin örgütleniş biçimleri acil çözümler bekliyor.

 Sorunu doğru kavramak, gerçekçi çözümler üretmenin ilk adımıdır.

Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Birçok olumsuzluğa karşın, öğrencilerimizin çoğunluğu iyi bir gelecek, güvenli bir yaşam kazanabilmek için çabalıyor. Kaygımız, bu çabaların daha verimli olması içindir.

Sınıfta çiçek zor açıyor! Sevgiyle, bilinçle, emekle, sabırla açıyor! Açtırmak zorundayız....

 

Bochum, 15 Mart 2000                                                      Kemal Yalçın

 

Kaynaklar:

 

1. Temel Veriler - Eğitim İstatistikleri, Bonn Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği, Nisan 1996

2. Temel Veriler - Eğitim İstatistikleri, Bonn Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği, Temmuz 1995

3. “Türkisch den Türken”, Christoph Schroeder, TAZ 2.2.1999

4. “Der Herkunftssprachenunterricht”, Hans H. Reich, Deutsch Lernen, 1/ 1998

5. “Doppelt gebacken”, Der Spiegel, sayı: 43 / 1998, sayfa: 86-87

6. “Vorläufiger Lehrplan für Türkisch in der Sekundarstufe I”, Die Schule in NRW, Eine Schriftenreiche des Kultusministers

7. “Türkisch an Schulen der Sekundarstufe I in Nordrhein_Westfalen”, Landesinstitut für Curriculumentwicklung, Lehrerfortbildung und Weiterbildung, Zusammengestellt von Eike Thürmann, 1981

8. “Desintegration und islamischer Fundamentalismus - Über Lebenssituation, Alltagserfahrungen und ihre Verarbeitungsformen bei türkischen Jugendlichen in Deutschland”, Wilhelm Heitmeyer, Helmut Schröder, Joachim Müller; Aus Politik und Zeitgeschichte, B7 - 8 / 97
-->

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]