.......................................................................................................................................

Anneannem

Yazan: Fethiye Çetin

................................................................................................................................

Bochum, 12 Ocak 2005

 

Sevgili Kardeşim Fethiye Çetin,

“Anneannem” adlı kitabınızı birkaç dakika önce bitirdim. Eğer yanımda olsaydınız size sarılıp ağlayacaktım. Belki o an gözyaşı kardeşi olurduk.

Telefonunuzu bilseydim, hemen telefon açıp iki bin kilometre uzaktan size sarılıp bu satırlarda yazacaklarımı sözle anlatırdım. Bilin ki okuduğunuz her kelime beynimin, kalbimin derinliklerindeki hatıraları canlandırarak ve gözlerimde ıslanarak yazıya dönüşmüştür.

12 Eylül 1980 sonrası yurdumdan ayrılmak zorunda kaldım. 23 yıldan beri Almanya’da yaşıyorum. Burada Türkçe Anadil Öğretmenliği yapıyorum. Üçü şiir kitabı olmak üzere on kitap yayınladım. Sizin “Anneannem”de yazıp dile getirdiğiniz büyük acıyı, “Ağet”i; yani insanlığın büyük felaketini “Emanet Çeyiz”, “Seninle Güler Yüreğim” ve “Sarı Gelin-Sari Gyalin” adlı kitaplarımda romanlaştırdım.

“Emanet Çeyiz” 1998 yılında Türkiye’de yayınlandı.

“Seninle Güler Yüreğim” 2000 yılında Doğan Kitapçılık tarafından basıldı ama yayına verilmedi. 2002 yılında bana bile haber verilmeden, İstanbul 13. Noteri huzurunda kıyma makinası ile “İMHA” edilmiş.

“Sarı Gelin-Sari Gyalin” adlı üçüncü romanımı da 2004 yılı Ekim ayında Almanya’da yayınladım.

“Anneannem”i, “Sarı Gelin-Sari Gyalin”i okuyan İstanbul’daki “Neşe G.” Adlı bir okucum:

“Yeni bir kitap çıktı. Adı ‘Anneanne’. Sizin anlattığınız olayları işliyor. Elinize geçmediyse göndereyim” diyerek bana postaladı. Sonra “Agos”ta kitabınız ile ilgili, Karin Karakaşlı’nın uzun yazısını gördüm. Fakat okumaya fırsat bulamadım.

24–30 Aralık 2004 günlerinde, “Seninle Güler Yüreğim” ve “Sarı Gelin-Sari Gyalin” adlı kitaplarımın okuma günleri için Kudüs ve Amman’a davet edilmiştim.

“Seninle Güler Yüreğim”i Ermeniceye çeviren Almanya Ermeni Cemaati Başpiskoposu Sırpazan Karekin Bekçiyan ile birlikte Kudüs’e gittik. Uçakta “Anneannem” üzerine konuştuk.

Kitabınızı yanıma almıştım. İlk üç sayfasını okuyabildim. Tadına vararak okumak için vaktim olmadı.

Bir akşam, Kudüs’te kaldığımız otelde, Sırpazan Hayr, “Şu kitabı ver de, bir bakayım!” dedi.

Sabah kahvaltısında hiç uyumadığını farkettim:

“Sırpazan Hayr, uyuyamadınız mı?” diye sordum.

“Müthiş bir kitap! Elime aldım. Bitirdiğimde sabah oluyordu. Aynı konuları işliyorsunuz” dedi.

Bugün, Almanya’nın Bochum şehrindeki “Güneş İlkokulu’nda altı saat Türkçe dersim vardı. Aradaki bir boş dersimde başladım okumaya. Zil çaldı, üçüncü sınıf öğrencilerim geldi. Ben ise “Anneannem”in yirmi beşinci sayfalarındaydım. Nuray, “Öğretmenim, ödevimi yaptım. Hele bir bak!” diyerek defterini önüme koydu.

“Dur kızım! Şu sayfayı bitireyim!”

“Önce benim ödevime bak öğretmenim!”

“Yavrum, bir dakika, şu cümleyi bitireyim!”

Öğrenciler başıma toplandı. Sormaya başladılar:

“Ne okuyorsun öğretmenim!”

“Bize de anlat öğretmenim!”

“Niye üzgünsün öğretmenim!”

Kitabı kapattım. Ön sırada oturan Melisa merakla yüzüme bakıyordu.

“Ne oldu öğretmenim? Niye üzgünsün?”

“Bir şey yok çocuğum!”

“Hayır öğretmenim, üzgünsün!”

Aslı, Melisa’yı destekledi:

“Kandırma öğretmenim! Üzgünsün! Haydi anlat bize okuduğun kitabı.”

Nasıl anlatabilirdim ilkokul üçüncü sınıf çocuklarına “Anneannem” Heranuş’u?

“Çocuklar, bugünkü konumuz ‘Suyun insan hayatındaki önemi’. Haydi! Açın bakalım otuz yedinci sayfayı. Başladım suyun önemini anlatmaya.

Mücahit parmak kaldırdı:

“Öğretmenim, susuz kalan insanlar ne olur?”

Kafile kafile, aç susuz Der Zor Çöllerine gönderilen çoluk çocuk, kadın kız Ermeniler; “Anneannem”in ataları, yakınları, soydaşları geldi gözlerimin önüne.

“Susuz kalan çocuklar ne olur öğretmenim?”

Dilim dolanıyor. Der Zor Çöllerinde susuzluktan ölen çocuklar giriyor sınıfa. Bir yerlerden sesler, çığlıklar geliyor. İstanbullu Sarkis Usta’nın söylediği bir türkünün dizeleri çınlıyor kulaklarımda:

“Yürüye yürüye geldik Arap çölüne

Aç kala kala düştük biz derelere

Mevlam Ermeniye sabırlar vere

Tuzsuz olur Arabistan fıstığı

Taştanımış Ermeninin yastığı

Böyle miydi Osmanlının dostluğu?”

“Susuz kalan çocuklar ne olur öğretmenim?”

Gözümün önündekilere bakarak:

“Ölür çocuğum, ölür! Ama siz susuzluktan ölmeyeceksiniz. Dünyamızda tüm insanlara yetecek kadar su var. Bu dünya hepimize yeter!” diyebildim.

Zil çaldı. “Aman çocuklar, susuz kalmayın. Bol bol su için!” diyerek onları evlerine gönderdim. Kendim de evime geldim. Yemeğimi yedim. Bir bardak su içtim. Oturdum çalışma masama. Başladım “Pizez Bacı” masalını okumaya. “Anneannem” karşımdaydı.

Kitaplarımın hazırlıkları sırasında arayıp bulduğum, Amasya’nın, Adıyaman’ın, Kastamonu’nun, Merzifon’un dağ köylerinde bir Türkle, bir Kürtle evlenerek hayatta kalmış “ölüm artığı” yaşlı Zaruhilerin, Siranuşların anlattıkları kulaklarımda çınlıyordu.

Sonra Los Angeles Ararat Huzur Evi’ni ziyaretim sırasında konuştuğum doksan beş, doksan yedi yaşlarındaki, 1915’in canlı tanığı olan Asi Yozgatlı, Maraşlı, Zeytunlu, Antepli “anneannemler” geldi yanıma!...

Kitabı birlikte okuyup bitirdik!..

“Biz de çok çektik, ama buncağız daha çok çekmiş!” dedi birisi.

“Bu Fethiye Çetin’de pek yavuzmuş! Korkmadan bunları yazıp yayınlamış! Ellerine sağlık!” dedi diğeri.

Bir varlardı, bir yok oldular...

Ben de tüm benliğimle sana teşekkür ediyorum.

Eline, beynine, yüreğine ve kalemine sağlık, diyorum.

Seni yetiştiren Anneyi, Anneanneyi en iyi dileklerimle saygıyla anıyor; “Acılarınız acılarımdır!” diyerek yüreğimi size uzatıyorum.

Selam ve sevgilerimle....

Kemal Yalçın

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

Anneannem

Yazan: Fethiye Çetin

................................................................................................................................

Bochum, 12 Ocak 2005

 

Sevgili Kardeşim Fethiye Çetin,

“Anneannem” adlı kitabınızı birkaç dakika önce bitirdim. Eğer yanımda olsaydınız size sarılıp ağlayacaktım. Belki o an gözyaşı kardeşi olurduk.

Telefonunuzu bilseydim, hemen telefon açıp iki bin kilometre uzaktan size sarılıp bu satırlarda yazacaklarımı sözle anlatırdım. Bilin ki okuduğunuz her kelime beynimin, kalbimin derinliklerindeki hatıraları canlandırarak ve gözlerimde ıslanarak yazıya dönüşmüştür.

12 Eylül 1980 sonrası yurdumdan ayrılmak zorunda kaldım. 23 yıldan beri Almanya’da yaşıyorum. Burada Türkçe Anadil Öğretmenliği yapıyorum. Üçü şiir kitabı olmak üzere on kitap yayınladım. Sizin “Anneannem”de yazıp dile getirdiğiniz büyük acıyı, “Ağet”i; yani insanlığın büyük felaketini “Emanet Çeyiz”, “Seninle Güler Yüreğim” ve “Sarı Gelin-Sari Gyalin” adlı kitaplarımda romanlaştırdım.

“Emanet Çeyiz” 1998 yılında Türkiye’de yayınlandı.

“Seninle Güler Yüreğim” 2000 yılında Doğan Kitapçılık tarafından basıldı ama yayına verilmedi. 2002 yılında bana bile haber verilmeden, İstanbul 13. Noteri huzurunda kıyma makinası ile “İMHA” edilmiş.

“Sarı Gelin-Sari Gyalin” adlı üçüncü romanımı da 2004 yılı Ekim ayında Almanya’da yayınladım.

“Anneannem”i, “Sarı Gelin-Sari Gyalin”i okuyan İstanbul’daki “Neşe G.” Adlı bir okucum:

“Yeni bir kitap çıktı. Adı ‘Anneanne’. Sizin anlattığınız olayları işliyor. Elinize geçmediyse göndereyim” diyerek bana postaladı. Sonra “Agos”ta kitabınız ile ilgili, Karin Karakaşlı’nın uzun yazısını gördüm. Fakat okumaya fırsat bulamadım.

24–30 Aralık 2004 günlerinde, “Seninle Güler Yüreğim” ve “Sarı Gelin-Sari Gyalin” adlı kitaplarımın okuma günleri için Kudüs ve Amman’a davet edilmiştim.

“Seninle Güler Yüreğim”i Ermeniceye çeviren Almanya Ermeni Cemaati Başpiskoposu Sırpazan Karekin Bekçiyan ile birlikte Kudüs’e gittik. Uçakta “Anneannem” üzerine konuştuk.

Kitabınızı yanıma almıştım. İlk üç sayfasını okuyabildim. Tadına vararak okumak için vaktim olmadı.

Bir akşam, Kudüs’te kaldığımız otelde, Sırpazan Hayr, “Şu kitabı ver de, bir bakayım!” dedi.

Sabah kahvaltısında hiç uyumadığını farkettim:

“Sırpazan Hayr, uyuyamadınız mı?” diye sordum.

“Müthiş bir kitap! Elime aldım. Bitirdiğimde sabah oluyordu. Aynı konuları işliyorsunuz” dedi.

Bugün, Almanya’nın Bochum şehrindeki “Güneş İlkokulu’nda altı saat Türkçe dersim vardı. Aradaki bir boş dersimde başladım okumaya. Zil çaldı, üçüncü sınıf öğrencilerim geldi. Ben ise “Anneannem”in yirmi beşinci sayfalarındaydım. Nuray, “Öğretmenim, ödevimi yaptım. Hele bir bak!” diyerek defterini önüme koydu.

“Dur kızım! Şu sayfayı bitireyim!”

“Önce benim ödevime bak öğretmenim!”

“Yavrum, bir dakika, şu cümleyi bitireyim!”

Öğrenciler başıma toplandı. Sormaya başladılar:

“Ne okuyorsun öğretmenim!”

“Bize de anlat öğretmenim!”

“Niye üzgünsün öğretmenim!”

Kitabı kapattım. Ön sırada oturan Melisa merakla yüzüme bakıyordu.

“Ne oldu öğretmenim? Niye üzgünsün?”

“Bir şey yok çocuğum!”

“Hayır öğretmenim, üzgünsün!”

Aslı, Melisa’yı destekledi:

“Kandırma öğretmenim! Üzgünsün! Haydi anlat bize okuduğun kitabı.”

Nasıl anlatabilirdim ilkokul üçüncü sınıf çocuklarına “Anneannem” Heranuş’u?

“Çocuklar, bugünkü konumuz ‘Suyun insan hayatındaki önemi’. Haydi! Açın bakalım otuz yedinci sayfayı. Başladım suyun önemini anlatmaya.

Mücahit parmak kaldırdı:

“Öğretmenim, susuz kalan insanlar ne olur?”

Kafile kafile, aç susuz Der Zor Çöllerine gönderilen çoluk çocuk, kadın kız Ermeniler; “Anneannem”in ataları, yakınları, soydaşları geldi gözlerimin önüne.

“Susuz kalan çocuklar ne olur öğretmenim?”

Dilim dolanıyor. Der Zor Çöllerinde susuzluktan ölen çocuklar giriyor sınıfa. Bir yerlerden sesler, çığlıklar geliyor. İstanbullu Sarkis Usta’nın söylediği bir türkünün dizeleri çınlıyor kulaklarımda:

“Yürüye yürüye geldik Arap çölüne

Aç kala kala düştük biz derelere

Mevlam Ermeniye sabırlar vere

Tuzsuz olur Arabistan fıstığı

Taştanımış Ermeninin yastığı

Böyle miydi Osmanlının dostluğu?”

“Susuz kalan çocuklar ne olur öğretmenim?”

Gözümün önündekilere bakarak:

“Ölür çocuğum, ölür! Ama siz susuzluktan ölmeyeceksiniz. Dünyamızda tüm insanlara yetecek kadar su var. Bu dünya hepimize yeter!” diyebildim.

Zil çaldı. “Aman çocuklar, susuz kalmayın. Bol bol su için!” diyerek onları evlerine gönderdim. Kendim de evime geldim. Yemeğimi yedim. Bir bardak su içtim. Oturdum çalışma masama. Başladım “Pizez Bacı” masalını okumaya. “Anneannem” karşımdaydı.

Kitaplarımın hazırlıkları sırasında arayıp bulduğum, Amasya’nın, Adıyaman’ın, Kastamonu’nun, Merzifon’un dağ köylerinde bir Türkle, bir Kürtle evlenerek hayatta kalmış “ölüm artığı” yaşlı Zaruhilerin, Siranuşların anlattıkları kulaklarımda çınlıyordu.

Sonra Los Angeles Ararat Huzur Evi’ni ziyaretim sırasında konuştuğum doksan beş, doksan yedi yaşlarındaki, 1915’in canlı tanığı olan Asi Yozgatlı, Maraşlı, Zeytunlu, Antepli “anneannemler” geldi yanıma!...

Kitabı birlikte okuyup bitirdik!..

“Biz de çok çektik, ama buncağız daha çok çekmiş!” dedi birisi.

“Bu Fethiye Çetin’de pek yavuzmuş! Korkmadan bunları yazıp yayınlamış! Ellerine sağlık!” dedi diğeri.

Bir varlardı, bir yok oldular...

Ben de tüm benliğimle sana teşekkür ediyorum.

Eline, beynine, yüreğine ve kalemine sağlık, diyorum.

Seni yetiştiren Anneyi, Anneanneyi en iyi dileklerimle saygıyla anıyor; “Acılarınız acılarımdır!” diyerek yüreğimi size uzatıyorum.

Selam ve sevgilerimle....

Kemal Yalçın

-->

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]