Zorunlu Yalnızlık

Kemal Yalçın

Atilla Keskin’in Zorunlu Yalnızlık adlı yeni romanı, İstanbul’da, Tekin Yayınevi tarafından, 2012 Ekim ayında yayınlandı.

Yazar, 293 sayfalık romanında 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Türkiye’de yaşanan insan hallerine, korku rejiminin işleyişine, toplumsal yabancılaşmaya ve Almanya’daki siyasi mülteciliğin zorluklarına edebiyatın penceresinden bakıyor.

Zorunlu Yalnızlık, yazarın şahit olduğu gerçekliklere dayanıyor. 12 Eylül faşizmi yarattığı korku rejimi altında insanları darmadağınık etti. Romanda bir yandan İstanbul’un çok kültürlü, çok renkli Kuzguncuk semtindeki somut değişimler; diğer yandan da Kuzguncuklu doktorun Almanya’daki değişimi, yalnızlığı akıcı bir dil, merak uyandırıcı gerilimli bir roman kurgusu ile anlatılıyor.

Roman kahramanı doktor Ergun, Almanya’dan tekrar Kuzguncuk’a dönüp geldiğinde şaşırıyor. Ne bırakıp gittiği Kuzguncuk vardır, ne de Kuzguncuk’un insanları. Kuzguncuğun Ermenileri, Rumları, Yahudileri korkularından bırakıp gitmişlerdir. Onlar gidince Kuzguncuklu Türkler kendi kendilerine kalmış ve yalnızlaşmışlardır.

Atilla Keskin, romanını “Okuyacakların kimin yalnızlığı, bilmiyorum...” diye imzalayarak bana vermişti. Bir akşam vakti, okumaya başladım. Bir anda kendimi 12 Eylül’ün karanlık, korku, tedirginlik ve yalnızlık dolu günlerinin içinde buldum. Unutmaya çalıştığım o günlerin korkularını; acılı, hüzünlü, insan yüreğini, insan vicdanını derinden sarsan kahredici hatıralarını yeniden yaşamaya başladım. Vakit gece yarısını geçti. Sabah okula gitmek için erken kalkacağım. Dersim saat 8.00’de başlıyor. Fakat romanı elimden bırakamıyorum. Bıraktım, bu kez romanın içindeki olaylar beni bırakmadı. Gözlerim yanıyor uykusuzluktan, ama uyuyamıyorum...

Sabaha karşı biraz uyukladım. Fakat beynim uyumadı. Günlerden Cuma. İlkokulda beş saat dersim var. Bir dersim de boş. Birinci sınıflara okumayı öğretmeye çalışıyorum. Sıradaki harf “B”. Okuma parçasının adı: “Baba bana bal al!”

Önce birlikte, sonra tek tek okutuyorum:

“Baba bana bal al!”

“Baba” dedikçe romanın başkişisi, Kuzguncuklu Operatör Doktor Ergun’un babası öğretmen Muhiddin Bey geliyor gözümün önüne. Muhiddin Bey’i gözümün önünden silmek isterken kendi babam geliyor sınıfın içine!

“Oğlum, gelme köyüne! Seni arıyorlar! Yakalarlarsa vuracaklar seni! Hasretine dayanırım, ölümüne dayanamam! Git buralardan, git! Bu memlekette artık sana hayat yok!” diyor...

Yok, bugün bu dersi bitiremeyeceğim! Sesim kısıldı! Bir yudum su içtim!

“Çocuklar bugün bu kadar yeter! Size bugün boyama kağıtları getirdim, haydi güzel güzel boyayın!” diyebildim.

Babam henüz sınıftan çıkmadı! Aynen, tam 30 yıl önce, gizlice buluştuğumuz gündeki gibi, “Hasretine dayanırım, ölümüne dayanamam! Git buralardan, git!” dediği andaki gibi karşımda duruyor!

Sandalyeye oturdum, dirseklerimi öğretmen masasına dayadım. Başımı ellerimin arasına aldım. Çocuklar yaramazlığa başladılar. Kimi bağırıyor, kimi koşuyor. Birinin çişi gelmiş, tuvalete gitmek istiyor... Ağzımı açamıyorum. Elimle “Git evladım, git!” diyorum...

Bir damla su gibi tertemiz bakışlı İncigül, yanıma geldi. Öğretmenim, başın mı ağrıyor?” diye soruyor...

Nasıl anlatılır, altı yaşındaki çocuğa, aklımdan geçenler, gözümün önünde canlanan hatıralar ve sınıfa gelen; “Hasretine dayanırım, ölümüne dayanamam! Git buralardan, git!” dedikten sonra, bir var, bir yok oluveren babam!

İncigül’ün gözleri gözlerimde! “Öğretmenim, başın mı ağrıyor?” diye tekrar soruyor.

“Biraz başım ağrıyor!” diyebildim.

Kalktım yerimden. Çocukların boyadıklarına baktım. Tuvalete gidenler geldi. “Çocuklar, bugün size ödev yok!” diyebildim. Ödevi tahtaya yazacak halim yoktu. Nihayet zil çaldı, çocuklar sevinç çığlıkları atarak koşa koşa sınıftan çıkıp gittiler.

2. ders saatim boştu. Pencereleri açtım. Dışarıda pırıl pırıl bir güz günü var. Sınıfın kapısı kapattıktan sonra, çıkardım çantamdan “Zorunlu Yalnızlığı” okumaya başladım.

Kuzguncuklu Doktor Ergun, kendi gerçek kimliğini gizleyerek “Ali Kaçmaz” sahte kimliği ile Bonn yakınlarındaki küçük bir kasabasa ilticacılar yurdunda kalıyor, para kazanmaya gelmiş ilticacılarla birlikte temizliğe gidip geliyor. Romanın o bölümlerindeyim.

Atilla Keskin’in hayatının büyük bir bölümü Almanya’da, Köln çevresinde siyasi ilticacı olarak geçen Türkiyeli devrimcilerden biri. İlticacıların hayatının her yönünü, gizlisini, açığını çok iyi biliyor. Belki kendini anlatıyor. Ama hayır, Atilla beni anlatıyor!

Tam otuz sene önce, gözlerim arkada kalarak yurdumdan ayrılmak zorunda kalmış, ocak ayının karlı buzlu bir akşam vakti Almanya’ya ayak basmıştım. İki senem Bonn ve çevresinde geçmişti. Kuzguncuklu Doktor Ergun gibi, ben de felsefe öğretmeni olan gerçek kimliğimi gizleyerek kaçak temizlik işlerinde, kaçak tarla bahçe işlerinde çalışmak zorunda kalmıştım. Ne günlerdi o günler! Vücudumuz Almanya’da, aklımız fikrimiz Türkiye’de idi! Hasret ve yalnızlık iç içe geçmişti. Gurbet türkülerini, allı turnamı, leylim leylimi, başın öne eğilmesini söyleyemez hale gelmiştim. Aynı Kuzguncuklu Doktor Ergun gibi gerçek kimliğimi gizleyerek yaşamaya çalışıyordum.

3. ders zili çaldı. Çocuklar doluştular yeniden sınıfa.

Canım hiç ders yapmak istemiyor. Ama çocuklar gözümün içine bakıyor. Zor zahmet altıncı dersi de bitirebildim.

Evime geldim. Birkaç lokma bir şeyler yedim. Hemen başladım Zorunlu Yalnızlık’ı okumaya. Masamdan hiç kalkmadan, Doktor Ergun ile birlikte yaşayarak, bazen gözyaşlarımı içime akıtarak, bazen o günlere gülümseyerek romanı okuyup bitirdim.

Hemen Atilla’ya telefon ettim. Hanımı çıktı. Evde değilmiş. Cep telefonundan aradım buldum.

“Ya Atilla, müthiş bir roman yazmışsın be kardeşim, beni deli divane ettin! Sen beni yazmışsın be kardeşim? Eline, kalemine, yüreğine, aklına, fikrine sağlık!” dedim.

Telefonun diğer ucundan gülümseyen sesinin dalgaları geliyordu:

“Ben bu romanda, biraz kendimi, biraz seni, biraz onu, ama en çok da hepimizden manzaraları, hepimizin zorunlu yalnızlığını yazmaya çalıştım! 12 Eylül 1980 sonrası kurulan korku rejiminin içinde yaşamaya çalışan insanlara, yurdunu terk etmek zorunda kalmış siyasi ilticacıların hayatlarına ve o günlerin siyasi örgütlerinden birkaçının işleyişine, düşünce ve davranışlarına ayna tutum, onların hayatlarından gerçekleri roman tekniğiyle, bir romanın sınırları içinde yansıtmaya çalıştım. Bu işi başarabildim mi? Bilemiyorum! Karar senin, karar sevgili okuyucularımın.”

“Atilla kardeşim, bana göre bu zor işi başarmışsın! Estetik güzellik, roman kurgusu, anlatım gücü, sürükleyicilik açısından başarılısın. Olayların ele alınışı, insan hallerinin, insanların davranışlarının anlatımı samimi ve inandırıcı. Bence bu roman, senin yazarlık yaşamında yeni ve ileri bir adım. Başarılar dilerim! Darısı yeni romanlarının başına! Kaleminin mürekkebi deniz olsun!”

Bochum, 12 Kasım 2012                           Kemal Yalçın

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]