Almanya’da Göç Süreci ve Türkçe Edebiyat:

 

Acıvatan Edebiyatına Son!

 

Kemal Yalçın

 

 

-1-

 

 

Dünya değişiyor, zaman değişiyor, insanlar değişiyor, ama Türkiye’nin, yurtdışına göçmüş vatandaşlarına bakışı ve beklentileri pek değişmiyor.

 

Almanya’dan Avustralya’ya kadar, Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı ülkelere yayın yapan TRT-İNT kanalında yayınlanan bir programın giriş müziği, Ruhi Su’yun sazı ve sözünden “Almanya acıvatan” türküsünün ilk dizesi ile başlıyordu. Bu tesadüfen seçilmiş bir dize ve ses değildir. Kimbilir bu dize, ne kadar uzun yazıp çizmelerden sonra, kimbilir kaç müdürün onayı ve imzası ile giriş müziği olarak kabul edilmiştir. Bu dize, devletin Almanya’daki göçmenlere bakışını ifade etmektedir.

TRT – İNT’in ekranında yansıyan anlayış, yurtdışına yayın yapan diğer televizyon kanallarında da görülüyor. “Gurbetçiler” “Gurbettekiler” dillerinden düşmüyor.

Benzer görüşler Türkiye insanında da çok yaygın. Birçok insan, otuz kırk yıldan beri dünyanın en gelişmiş sanayi ülkelerinde; demokratik, siyasal, kültürel hakların Türkiye’ye göre çok ileride olduğu devletlerde yaşayan göçmenlerin değişmediğini sanıyor.

Oysa Almanya’daki, genel olarak yurtdışındaki Türkiyeli göçmenlerin yaşam biçimleri, alışkanlıkları, dünyaya bakışları, eğitim düzeyleri, içinde yaşadıkları toplumla ve Türkiye ile ilişkileri çoktan değişti.

 

Almanya’ya göç sürecini üç döneme ayırabiliriz.

 

1.     “Almanya acıvatan” dönemi:

Almanya’ya işçi göçünün başladığı 1960’dan teşvik paralarıyla kitlesel kesin dönüşlerin gerçekleştiği 1984 arasındaki dönemi kapsar. Göç sürecinin yaklaşık yarısıdır.

Almanya’yı “üç beş kuruş” para kazanılacak geçiçi bir yer olarak gören, mutlaka geri dönmeyi düşünen insanların belki de en acılı yılları bu dönemde geçti. Eşler, çocuklar Almanya’ya getirilmemişti. Birçok aile parçalanmıştı. Gurbetçiliğin binbir türlü zorluğu, topluma uyamamanın derin acıları yaşanıyordu. Dil bilmeyen, derdini anlatamayan kimi göçmenler öfkeden demir dişliyordu!

1975 yılında Türkiye’deki çocuklara, çocuk parası verilmeyeceğinin yasalaşması üzerine, binlerce çocuk, genç Almanya’ya getirildi. Aile birleşimi hızlandı.

1975-1985 dönemi, okulundan, çevresinden koparılıp getirilen binlerce çocuğun eğitim sorunlarının kendini gösterdiği zor, acılı, sancılı geçen yıllar oldu.

Ayrıca 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, binlerce siyasi mülteci Almanya’ya geldi. Bu insanlar 1980 sonrası dönemin siyasi ve kültürel hayatını canlandırdı.

 

2.     “Almanya ikinci vatan” dönemi:

1985-1995 yıllarını kapsar. 1984 yılında yürürlüğe konan Geri Dönüş Yasası ile, Türkiye’ye kesin olarak dönmek istiyenler, kendi tercihlerini hayata geçirdiler. Dönen döndü, kalanlar Almanya’ya yerleşmeye başladı. Bu döneme “Almanya ikinci vatan” dönemi diyebiliriz.

 

3.     “Almanya artık yurt oldu” dönemi:

 1995 sonrası dönemde, Türkiyeli göçmenlerin çoğunluğu Almanya’yı kendilerine yurt olarak benimseyerek, hızla Alman vatandaşlığına geçmeye başladılar; geri dönüşü kesin olarak defterden sildiler.

 

Türkiye Cumhuriyeti kırk yıldan beri yurtdışında çalışan, kırk yılda iki yüz milyar dolar döviz göndermiş olan yurttaşlarına bir seçim hakkını bile vermedi. Artık bu insanlar, siyasi haklarını yaşadıkları ülkenin vatandaşı olarak kullanıyor. Bu süreç yerleşik toplumsal yaşama geçme yönünden olumludur. “Acıvatan dönemi”nin kapandığının göstergesidir.

TBMM’de yurtdışındaki dört milyon göçmenin temsilcileri yok; ama Federal Almanya Parlamentosu’nda, eyalet parlamentolarında; Hollanda, İsveç, Belçika parlamentolarında ve Avrupa Parlamentosu’nda Türkiyeli göçmen milletvekilleri var.

“Gurbet nere, vatan nere

Ben hangi dilde söyliyem derdimi?”

Kardeşin duymaz, eloğlu duyar sesimizi!

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Acıvatan Edebiyatına Son!

 

-2 –

 

Göç sürecindeki değişimin edebiyata yansıması

 

Geçen yazımda kırk yıllık göç sürecinin bazı özelliklerinin altını çizmiştim. Bugün bu sürecin edebiyata yansımasını anlatmak istiyorum. Esas olarak Federal Almanya’daki gelişmeleri belirteceğim.

Yurtdışındaki göçmen yaşamına yerleşmiş “Türkiyeli” “Türkiye kökenli” gibi temel kavramlar, anayurtta yaşayan bazı insanlara ters gelebilir. Ama yurtaşların kültürel kimliklerini açık açık söyleyebildikleri; insanların korkmadan oldukları gibi görünebildikleri Avrupa ülkelerine yerleşmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sık sık sorulan “Nerelisin?” sorusuna “Türkiyeliyim!”; “Hangi millettensin? Milliyetin ne?” sorularına da “Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Zaza, Çerkes, Arap vb. cevaplarını vermektedir.

“Türkiyeli” kavramı, Türkleri dıştalamaz, tam tersine Türkiye’den gelen çeşitli milliyetlerden tüm yurttaşları kucaklar.

                                                            *                                                                                             

Edebiyat, toplumsal ve doğal gerçekliğin düşünce dünyasına yansımasıdır. Almanya’daki Türkçe edebiyat da göç sürecinin gerçekliğini çeşitli biçimlerde yansıtmıştır.

 

“Almanya acıvatan” döneminin edebiyatı hep gurbet, hasret, acıma, acındırma, uyumsuzluk, sabır, geri dönüş gibi konuları işlemiştir. Bu dönemin edebiyatına “Acıvatan edebiyatı” denilebilir.

“Acıvatan edebiyatı”nı esas olarak Türkiye’den turist olarak gelmiş olan yazarlar meydana getirmişlerdir. Ele alınan insanlar, boynu bükük, Alman toplumu ile uyumsuz, iki arada bir derede kalmış zavallı tiplerdir.

Almanlar genellikle soğuk, kalıplaşmış, duygusuz, acımasız, para düşkünü, ırkçı vb olarak gösterilmiştir.

Türklerin, Türkiyeli göçmenlerin Alman toplumu ile kaynaşmaları, toplumsal uyumları ve Almanya’ya yerleşmeleri yadırganmıştır.

 “Acıvatan edebiyatı” tutucudur, özünde milliyetçidir. Bu edebiyat artık ömrünü çoktan tamamlamıştır.

                                                               *

 

Göçmenlerin Almanya’yı kendi yurtları olarak görmeye başlaması ile birlikte Almanya’daki Türkçe edebiyatın konuları değişmiştir. Almanya’ya yerleşmiş, Almanya’da doğup büyümüş yazarlar kuşağı yerleştikleri toprağın, yaşadıkları toplumun gerçekliklerini edebiyata aktarmaya başlamışlardır.

Almanya’da yetişen okuyucular da çoğunlukla Türkiye’nin sorunlarını işleyen eserleri değil içinde yaşadıkları toplumun sorunlarını işleyenleri tercih etmektedir.

Zaten ilk ve ortaöğretim çağındaki öğrenciler bir Aziz Nesin’i, bir Yaşar Kemal’i bile zevkle okuyup anlayamamaktadır.

On onbeş yıl kadar önce Almanya’da Türkçe yazan yazarlar, genellikle Türkiye’yi düşünerek, Türkiye için yazarlardı.

Artık giderek bu tutumdan uzaklaşılıyor. Esas olarak yaşadığı toplumun insanları için, Almanya’daki okuyucu için yazma düşüncesi ağırlık kazanıyor.

Almanca yazan Osman Engin, Emine Sevgi Özdamar, Kazım Pirinççi gibi Türkiyeli yazarlar çoğalmaktadır.

Almanya’daki göç sürecini olumlu ve gerçekçi bir bakış açısıyla işleyen yazarların başında Fakir Baykurt gelir. O yirmi yıl yaşadığı Almanya’da toplam 23 kitap yazdı.

Barış Çöreği, Yüksek Fırınlar, Gece Vardiyası, Duisburg Treni, Koca Ren, Yarım Ekmek göç sürecini işleyen önemli eserlerdir.

                                                        *

 

Türkiye’deki edebiyat çevreleri Almanya’daki Türkçe edebiyatın durumunu kavramakta zorlanıyorlar. Hatta bazı yazarlar, bazı edebiyat çevreleri Almanya’daki Türk edebiyatını küçümsüyorlar. Kimi yayınevleri Almanya’da yaşayan Türk yazarlarının eserlerini para karşılığı basıyor; “Almancı yazarlar”ı yolunacak insan olarak görüyor. “Ver paranı, basayım kitabını!” diyor.

“Milliyet Gazetesi Büyük Ödülleri” ise 2002’den itibaren, yarışmaya katılımı “Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmakla” sınırlayarak, yurtdışında yaşayan, uyruk değiştirmiş yazarları cezalandırma yolunu seçti.

Halbuki yurtdışındaki Türk yazarları, Türkçe ile edebiyat ürünü yaratan, vatandaşlık değiştirmiş Türkiyeli yazarlar Türkiye’deki  edebiyat ve sanat dünyası için zenginliktir.

Almanya’ya yerleşmiş Türkiyeli göçmenler giderek Türkiye ile yollarını ayırıyor. Milliyetçiliğin dar sınırlarının dışına çıkıyor. Avrupa Birliği’nin çok dilli, çok renkli, çok kültürlü dünyasında ürünler vermeye başlıyor. Bu sürecin içinden doğan yazarlar da  yönlerini, kalemlerini esas olarak yaşadıkları topluma çeviriyor. Bu değişim, Almanya’daki Türkçe edebiyatın kalitesini artıracak, okuyucu ile bağlarını geliştirecek yolun önünü açıyor. Bu süreç hem Türkiye’de, hem de Avrupa ülkelerinde barış kültürünün ve toplumsal barışın gelişmesi için de bir şanstır.

 

 

Bochum, 2005                                                      Kemal Yalçın

 

 

 

 

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

 

Acıvatan Edebiyatına Son!

 

Kemal Yalçın

 

 

-1-

 

 

Dünya değişiyor, zaman değişiyor, insanlar değişiyor, ama Türkiye’nin, yurtdışına göçmüş vatandaşlarına bakışı ve beklentileri pek değişmiyor.

 

Almanya’dan Avustralya’ya kadar, Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı ülkelere yayın yapan TRT-İNT kanalında yayınlanan bir programın giriş müziği, Ruhi Su’yun sazı ve sözünden “Almanya acıvatan” türküsünün ilk dizesi ile başlıyordu. Bu tesadüfen seçilmiş bir dize ve ses değildir. Kimbilir bu dize, ne kadar uzun yazıp çizmelerden sonra, kimbilir kaç müdürün onayı ve imzası ile giriş müziği olarak kabul edilmiştir. Bu dize, devletin Almanya’daki göçmenlere bakışını ifade etmektedir.

TRT – İNT’in ekranında yansıyan anlayış, yurtdışına yayın yapan diğer televizyon kanallarında da görülüyor. “Gurbetçiler” “Gurbettekiler” dillerinden düşmüyor.

Benzer görüşler Türkiye insanında da çok yaygın. Birçok insan, otuz kırk yıldan beri dünyanın en gelişmiş sanayi ülkelerinde; demokratik, siyasal, kültürel hakların Türkiye’ye göre çok ileride olduğu devletlerde yaşayan göçmenlerin değişmediğini sanıyor.

Oysa Almanya’daki, genel olarak yurtdışındaki Türkiyeli göçmenlerin yaşam biçimleri, alışkanlıkları, dünyaya bakışları, eğitim düzeyleri, içinde yaşadıkları toplumla ve Türkiye ile ilişkileri çoktan değişti.

 

Almanya’ya göç sürecini üç döneme ayırabiliriz.

 

1.     “Almanya acıvatan” dönemi:

Almanya’ya işçi göçünün başladığı 1960’dan teşvik paralarıyla kitlesel kesin dönüşlerin gerçekleştiği 1984 arasındaki dönemi kapsar. Göç sürecinin yaklaşık yarısıdır.

Almanya’yı “üç beş kuruş” para kazanılacak geçiçi bir yer olarak gören, mutlaka geri dönmeyi düşünen insanların belki de en acılı yılları bu dönemde geçti. Eşler, çocuklar Almanya’ya getirilmemişti. Birçok aile parçalanmıştı. Gurbetçiliğin binbir türlü zorluğu, topluma uyamamanın derin acıları yaşanıyordu. Dil bilmeyen, derdini anlatamayan kimi göçmenler öfkeden demir dişliyordu!

1975 yılında Türkiye’deki çocuklara, çocuk parası verilmeyeceğinin yasalaşması üzerine, binlerce çocuk, genç Almanya’ya getirildi. Aile birleşimi hızlandı.

1975-1985 dönemi, okulundan, çevresinden koparılıp getirilen binlerce çocuğun eğitim sorunlarının kendini gösterdiği zor, acılı, sancılı geçen yıllar oldu.

Ayrıca 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, binlerce siyasi mülteci Almanya’ya geldi. Bu insanlar 1980 sonrası dönemin siyasi ve kültürel hayatını canlandırdı.

 

2.     “Almanya ikinci vatan” dönemi:

1985-1995 yıllarını kapsar. 1984 yılında yürürlüğe konan Geri Dönüş Yasası ile, Türkiye’ye kesin olarak dönmek istiyenler, kendi tercihlerini hayata geçirdiler. Dönen döndü, kalanlar Almanya’ya yerleşmeye başladı. Bu döneme “Almanya ikinci vatan” dönemi diyebiliriz.

 

3.     “Almanya artık yurt oldu” dönemi:

 1995 sonrası dönemde, Türkiyeli göçmenlerin çoğunluğu Almanya’yı kendilerine yurt olarak benimseyerek, hızla Alman vatandaşlığına geçmeye başladılar; geri dönüşü kesin olarak defterden sildiler.

 

Türkiye Cumhuriyeti kırk yıldan beri yurtdışında çalışan, kırk yılda iki yüz milyar dolar döviz göndermiş olan yurttaşlarına bir seçim hakkını bile vermedi. Artık bu insanlar, siyasi haklarını yaşadıkları ülkenin vatandaşı olarak kullanıyor. Bu süreç yerleşik toplumsal yaşama geçme yönünden olumludur. “Acıvatan dönemi”nin kapandığının göstergesidir.

TBMM’de yurtdışındaki dört milyon göçmenin temsilcileri yok; ama Federal Almanya Parlamentosu’nda, eyalet parlamentolarında; Hollanda, İsveç, Belçika parlamentolarında ve Avrupa Parlamentosu’nda Türkiyeli göçmen milletvekilleri var.

“Gurbet nere, vatan nere

Ben hangi dilde söyliyem derdimi?”

Kardeşin duymaz, eloğlu duyar sesimizi!

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Acıvatan Edebiyatına Son!

 

-2 –

 

Göç sürecindeki değişimin edebiyata yansıması

 

Geçen yazımda kırk yıllık göç sürecinin bazı özelliklerinin altını çizmiştim. Bugün bu sürecin edebiyata yansımasını anlatmak istiyorum. Esas olarak Federal Almanya’daki gelişmeleri belirteceğim.

Yurtdışındaki göçmen yaşamına yerleşmiş “Türkiyeli” “Türkiye kökenli” gibi temel kavramlar, anayurtta yaşayan bazı insanlara ters gelebilir. Ama yurtaşların kültürel kimliklerini açık açık söyleyebildikleri; insanların korkmadan oldukları gibi görünebildikleri Avrupa ülkelerine yerleşmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sık sık sorulan “Nerelisin?” sorusuna “Türkiyeliyim!”; “Hangi millettensin? Milliyetin ne?” sorularına da “Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Zaza, Çerkes, Arap vb. cevaplarını vermektedir.

“Türkiyeli” kavramı, Türkleri dıştalamaz, tam tersine Türkiye’den gelen çeşitli milliyetlerden tüm yurttaşları kucaklar.

                                                            *                                                                                             

Edebiyat, toplumsal ve doğal gerçekliğin düşünce dünyasına yansımasıdır. Almanya’daki Türkçe edebiyat da göç sürecinin gerçekliğini çeşitli biçimlerde yansıtmıştır.

 

“Almanya acıvatan” döneminin edebiyatı hep gurbet, hasret, acıma, acındırma, uyumsuzluk, sabır, geri dönüş gibi konuları işlemiştir. Bu dönemin edebiyatına “Acıvatan edebiyatı” denilebilir.

“Acıvatan edebiyatı”nı esas olarak Türkiye’den turist olarak gelmiş olan yazarlar meydana getirmişlerdir. Ele alınan insanlar, boynu bükük, Alman toplumu ile uyumsuz, iki arada bir derede kalmış zavallı tiplerdir.

Almanlar genellikle soğuk, kalıplaşmış, duygusuz, acımasız, para düşkünü, ırkçı vb olarak gösterilmiştir.

Türklerin, Türkiyeli göçmenlerin Alman toplumu ile kaynaşmaları, toplumsal uyumları ve Almanya’ya yerleşmeleri yadırganmıştır.

 “Acıvatan edebiyatı” tutucudur, özünde milliyetçidir. Bu edebiyat artık ömrünü çoktan tamamlamıştır.

                                                               *

 

Göçmenlerin Almanya’yı kendi yurtları olarak görmeye başlaması ile birlikte Almanya’daki Türkçe edebiyatın konuları değişmiştir. Almanya’ya yerleşmiş, Almanya’da doğup büyümüş yazarlar kuşağı yerleştikleri toprağın, yaşadıkları toplumun gerçekliklerini edebiyata aktarmaya başlamışlardır.

Almanya’da yetişen okuyucular da çoğunlukla Türkiye’nin sorunlarını işleyen eserleri değil içinde yaşadıkları toplumun sorunlarını işleyenleri tercih etmektedir.

Zaten ilk ve ortaöğretim çağındaki öğrenciler bir Aziz Nesin’i, bir Yaşar Kemal’i bile zevkle okuyup anlayamamaktadır.

On onbeş yıl kadar önce Almanya’da Türkçe yazan yazarlar, genellikle Türkiye’yi düşünerek, Türkiye için yazarlardı.

Artık giderek bu tutumdan uzaklaşılıyor. Esas olarak yaşadığı toplumun insanları için, Almanya’daki okuyucu için yazma düşüncesi ağırlık kazanıyor.

Almanca yazan Osman Engin, Emine Sevgi Özdamar, Kazım Pirinççi gibi Türkiyeli yazarlar çoğalmaktadır.

Almanya’daki göç sürecini olumlu ve gerçekçi bir bakış açısıyla işleyen yazarların başında Fakir Baykurt gelir. O yirmi yıl yaşadığı Almanya’da toplam 23 kitap yazdı.

Barış Çöreği, Yüksek Fırınlar, Gece Vardiyası, Duisburg Treni, Koca Ren, Yarım Ekmek göç sürecini işleyen önemli eserlerdir.

                                                        *

 

Türkiye’deki edebiyat çevreleri Almanya’daki Türkçe edebiyatın durumunu kavramakta zorlanıyorlar. Hatta bazı yazarlar, bazı edebiyat çevreleri Almanya’daki Türk edebiyatını küçümsüyorlar. Kimi yayınevleri Almanya’da yaşayan Türk yazarlarının eserlerini para karşılığı basıyor; “Almancı yazarlar”ı yolunacak insan olarak görüyor. “Ver paranı, basayım kitabını!” diyor.

“Milliyet Gazetesi Büyük Ödülleri” ise 2002’den itibaren, yarışmaya katılımı “Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmakla” sınırlayarak, yurtdışında yaşayan, uyruk değiştirmiş yazarları cezalandırma yolunu seçti.

Halbuki yurtdışındaki Türk yazarları, Türkçe ile edebiyat ürünü yaratan, vatandaşlık değiştirmiş Türkiyeli yazarlar Türkiye’deki  edebiyat ve sanat dünyası için zenginliktir.

Almanya’ya yerleşmiş Türkiyeli göçmenler giderek Türkiye ile yollarını ayırıyor. Milliyetçiliğin dar sınırlarının dışına çıkıyor. Avrupa Birliği’nin çok dilli, çok renkli, çok kültürlü dünyasında ürünler vermeye başlıyor. Bu sürecin içinden doğan yazarlar da  yönlerini, kalemlerini esas olarak yaşadıkları topluma çeviriyor. Bu değişim, Almanya’daki Türkçe edebiyatın kalitesini artıracak, okuyucu ile bağlarını geliştirecek yolun önünü açıyor. Bu süreç hem Türkiye’de, hem de Avrupa ülkelerinde barış kültürünün ve toplumsal barışın gelişmesi için de bir şanstır.

 

 

Bochum, 2005                                                      Kemal Yalçın

 

 

 

 

-->

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]