İstanbullu Anjel Başar, İstanbul hasretiyle sonsuzluğa gitti!

Kemal Yalçın

İstanbullu Anjel Başar, Bremen’de, 4 Nisan 2013 günü, biricik kızı Brenda Başar’ın kucağında son nefesini verdi.

102 yıllık bir hayat, bir vardı bir yok oldu!

Anjel Başar, Bremen’de onu tanıyanların “Anjel Anne”si idi.

Anjel Anne’nin hayatını yazıp, Anadolu’nun Evlatları adlı kitabımda yayınlamıştım. Tanıdıkça onu daha çok sevmiştim. O, benim de annem idi.

16 Nisan 2013 günü, Anjel Anne ile vedalaşmak, onu toprağa vermek için İstanbullu Meline ile birlikte, trenle Bochum’dan 250 kilometre uzaklıktaki Bremen’e gittik.

Pırıl pırıl bir bahar günü idi.

Cenaze töreni, Bremen‘deki Huckelriede Mezarlığı’ndaki kilisede yapıldı.

Anjel Başar’ın sevenleri birer ikişer kilise salonunu doldurdu.

İçli, dokunaklı, çok uzaklardan, çok derinlerden gelen Ermenice ezgiler kilisenin içinde yankılanıyor, yürekten yüreğe canlanıyordu.

Cenaze törenini yönetmek için Köln’den Almanya Ermeni Cemaati Ruhani Önderi Sırpazan Karekin Bekçiyan gelmişti.

Tören Almanca ve Ermenice olarak yapıldı. Sırpazan Karekin Bekçiyan Anjel Başar’ın hayatını anlattı.

Törenin akışına, baştan sona kadar Bakırköylü Nazar Benliyan ile Hataylı Cevdet Demirkapı yardımcı oldular.

Törene katılanlar, Sırpazan Karekin Bekçiyan’ın ricası üzerine, Suriye’deki Ermeniler’e yardım için bağışta bulundular.

Sonra kilisenin yanıbaşındaki mezara kadar yürüdük. Anjel Başar’ın üzerine birer gül atıp ve birer avuç toprak serperek vedalaştık.

O an Müslüman Hıristiyan; Ermeni, Türk, Arap, Kürt, Alman, Yunan insanlar Anjel Başar’ın sevgisiyle tek bir yürek atışı ve birkaç damla göz yaşı olmuştu.

102 yıllık bir tarih, acıları, hüzünleri, sevinçleri, mutlulukları ve hasretleriyle sona eriyordu.

Annesinin adı Hayganuş, babasının adı Mikael idi. Dört kardeşlerdi.

1915 felaketinden sağ kurtulmuşlardı. Fakat, bir fırtına, bir korku sağ kalan kardeşleri de kuru birer yaprak gibi savurmuştu dünyanın orasına burasına!

En büyük ağabeyi Harutyun, Amerika´ya gitti başını kurtarmak için. Bir daha geri dönmedi. Amerika toprağına gömüldü.

Ortanca ağabeyi Kapriyel, Arjantin´e gitti. Bir daha geri dönmedi. Arjantin toprağına gömüldü.

Agop Ağabeyi, askerlikten korktu. Romanya´ya uçup gitti, bir daha dönmedi!Orada toprak oldu!

Teyzesi Kahire´ye gitmiş, bir damla huzur bulabilmek için. Bir daha geri dönmedi! Mısır toprağına gömüldü.

Anjel Başar’ın bircik oğlu Amerika’da kaldı.

Anjel Başar oğlunu ve İstanbul’u çok özlemişti.

Anjel Başar, İstanbul’da doğup büyümüş, sonra istemeden yerinden yurdundan kopmuş, kopmak zorunda kalmıştı. Anadolu’nun çok değerli bir evladı idi, o da şimdi 16 Nisan 2013, Salı günü Anadolu’dan çok uzaklarda Almanya’da, Bremen şehrinde hasretler, özlemler içinde toprağa veriliyordu...

*

Anjel Başar’ın cenaze yemeğini yemek için Yozgatlı Ermeni Eftik ile Hataylı Arap Cevdet’in evinde toplandık. 60-70 dost bir araya gelmiştik. Çorbalar içildi, yemekler, tatlılar yendi, kahveler çaylar içildi. Anjel Başar’dan anılar dile getiriliyordu. Geçmişlere, çok uzaklara gidip geliniyordu.

Anjel Anne’nin son yıllarda bakımıyla ilgilenenlerden biri olan Hülya ile dışarı çıktık. Hava sıcaktı. Güneş pırıl pırıldı.

“Hülya, Anjel Anne’nin son yıllarını, son günlerini anlat!” dedim.

Hülya, göz yaşlarını sildi. Anılar, bir filmin kareleri gibi gözünün önünden geçiyordu.

“Bilinci yerinde olduğu yıllarda arabayla gezdirirdim. Arabayla gezmekten çok hoşlanırdı. En büyük zevki arabayla gezip dolaşmak; kalabalık, güzel, şen insanların bulunduğu bir kahveye gidip kahve içmekti. Biz Weser Nehri yakınındaki Picasso adlı kahveye dondurma yemeye giderdik. Ama Anjel Anne, Weser Nehri kenarından geçerken, İstanbul’da Boğaz kenarında geziyormuş gibi mutlu olurdu.

Anjel Anne, güzel, şen insanların arasında olmak isterdi. Kuşlara, ördeklere yem atardık. İstanbul’dan anıları canlanırdı. Bay Sungur Sokağı, Şişli’yi, Taksimi, Beyoğlu’nu, Tünel’i anlatırdı sık sık!

En büyük arzusu, en büyük hasreti İstanbul’a gitmek, Bay Sungur Sokak’tan Taksim’e doğru yürümekti. Boğaz’ı adım adım hatıralarında, hafızasında yaşardı. Kızı Brenda’nın yanında pek İstanbul’dan konuşmazdı, ama baş başa dolaşırken hep İstanbul’u anlatırdı. Bilinci yerindeyken kızının İstanbul hasretini ateşlememek için hasretini yüreğine gömerdi.

Dayanışma Korosu elemanlarından Fahriye Tunay’ın bir doğum gününde neşe içindeydik. Ben bir kadeh rakımı yudumluyordum. Anjel Anne önünde duran bir bardak suyu bana doğru uzatarak, ‘Hülya, şunu beyazlatsana!” dedi. Canı rakı istemişti. Suyunu beyazlattım!

“Ah şimdi İstanbul’da, Boğaz’da, Bebek’te, Tarabya’da olacaktık! Bunun tadı orada başkadır!” dedi.

*

“Anjel Anne, beş altı yıl önce, yaşı 97-98 olmuştu, henüz zor zahmet kendi başına yürüyebiliyordu. Yeni bir gelişme oldu. Sık sık geçmiş günlere dalıp gidiyor, kalkıp giyiniyor, ‘İstanbul’a, Bay Sungur Sokağı’na gideceğim!’ diye kapıya dayanıyordu. Onu aldatıp oturtmak hayatımın en zor anlarından biri olmuştu. O günlerden sonra kapıyı devamlı kilitler olmuştuk.”

“Daha sonra bir huzur evine yerleşti. Gene onu yalnız bırakmıyor, düzenli olarak bakımına gidiyordum. Son altı ayda çok az konuşuyordu. Çok az konuştuğu kelimeler içinde, en çok tekrarladığı kelime, İstanbul olmuştu.”

“Son aylarda iştahı iyice azalmıştı. Yemek yemiyor, su içmiyordu. ‘Anjel Anne, yemek yersen, suyunu içersen seni İstanbul’a götüreceğim!’ diye aldata aldata yemeğini yedirir, suyunu içirirdim. Şimdi Anjel Annemin İstanbul hasreti yakıyor benim yüreğimi!”

Hülya’nın göz yaşları damlıyordu o an Boğaz’ın mavi sularına!

Anjel Anne, İstanbul hasretiyle yaşadı, İstanbul hasretiyle yedi içti ve İstanbul hasretiyle bu dünyadan çekip gitti!

Bülbülün çilesi yanmakmış güle!

Hülya ile konuşmayı bitirip tekrar salona geldik. Hataylı Arap Talat ile Anjel Başar’ı konuşmaya başladım.

“Talat, Anjel Anne’den ne kaldı geriye,” diye sordum.

“Anjel Anne’den geriye güler yüzlü, sevecen bir insanın, hoşgörülü bir insanın hatıraları kaldı. O çok güzel şarkı söylerdi. Çok iyi bir müzik eğitimi almıştı. Kulağı müziğe çok yatkındı. Bülbülün çilesi yanmakmış güle şarkısını çok içten, çok derinde hissederek, hissettirerek söylerdi. Bu şarkıyı onun kadar içten söyleyeni görmedim. Şimdi ben bu şarkıyı Anjel Anne için söyleyeceğim:

Bülbülün çilesi yanmakmış güle

Ömürler geçiyor ağlaya güle

Yolcuyuz cümlemiz hep o meçhule

İçelim a dostlar neş’e dolalım

İçelim bu akşam sermest olalım

 

Kimimiz hasretiz sevdiğimize

Kimimiz yanarız gençliğimize

Gelmeden yolculuk sırası bize

İçelim a dostlar neş’e dolalım

İçelim bu akşam sermest olalım

Ben bu şarkıyı ne zaman söylesem, ne zaman dinlesem Anjel Başar’ı yanımda hissederim.

Sonra Hataylı Cevdet yanımıza geldi.

„Cevdet, Anjel Anne’den sende ne kaldı, diye aynı soruyu ona da sordum:

„Anjel Anne, benim Osmanlı’dan kalma Yayam idi. O, iki Dünya Savaşı görüp yaşamıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu yaşamıştı. Bütün bu karmaşık, acılı, kederli hayatın içinde neşeli kalabilmişti. Bütün karmaşanın içinde bülbül gibi şakırdı. Etrafına daima pozitif enerji yayardı. Samyotisa’yı kimse onun kadar güzel bir Rumca ile söyleyemezdi.”

Cevdet konuşurken, masamıza Bremen Dayanışma Korosu’nun müdavimleri toplanıyordu. Cevdet, Talat, Hülya, Fahriye, Eftik, Fransız Aline, Handan bir anda Bremen Dayanışma Korosu’nu kısmen de olsa oluşturdular. İranlı Shake de koroya katılmıştı.

Brenda Başar, Koronu’nun şefi olarak masanın başındaydı. Samyotisa’yı söylemeye başladı. Cevdet de ona eşlik ediyordu.

Bremen Dayanışma Korosu, 1986 yıllarında Türkçe, Kürtçe, Rumca, Ermenice, Arapça, Rumca şarkılar, türküler söylerdi. Anjel Başar, kızı Brenda ile birlikte her Pazar koronun çalışmalarına gelir, koro elemanlarının çocuklarına bakar, bir yandan da koronun seslerini izlerdi. Koro söylediği her şarkıdan sonra Anjel Anne’ye bakardı. Anjel Başar, İstanbul’da Mamigonyan Korosu’nda söylemişti. Çok iyi derecede keman çalardı o zamanlar. Beethoven’in 9. Senfonisi‘ni 1930’lu yıllarda bu koroda söylemişlerdi.

Anjel Anne, söylenen şarkıyı çok beğendiyse alkışlar, biraz beğendiyse gülümser, beğenmediyse duymazlıktan gelirdi. Anjel Başar zamanla Dayanışma Korosu’nun deneticisi olmuştu.

16 Nisan 2013 günü, Bremen Dayanışma Korosu elemanları, Anjel Başar için söylemeye başladılar.

Önce Samyotisa’yı Rumca söylediler.

„Samyotisa Samyotisa,

Pote ta pas sti Samo

Ta rikso roda sto yalo Samyotiysa!“

Sisamlı kız, Sisamlı kız!

Sisam’a ne zaman geleceksin?

Güller serpeceğim kıyıya senin için

Güller serpeceğim kumsala seninin için.

Sisamlı kız, Sisamlı kız!

Sisam’a ne zaman geleceksin?

Ardından Ruhi Su ile devam ettiler:

“Ellerin Kâbe´si var

Benim Kâbem insandır

Kuran da kurtaran da

İnsanoğlu insandır.

Ellerin Kâbe´si var 

Benim Kâbem emektir!

Kuran da kurtaran da

Emekçi insanlardır

Ellerin Kâbe´si var 

Benim Kâbem sevidir!

Kuran da kurtaran da

Sevili insanlardır

Talat ile Cevdet Arapça Ya Hela bid deyf türküsüne başladı:

Bir Talat, bir Cevdet söylüyor, karşılığını Brenda, Fahriye, Hülya, Fransız Aline’den oluşan kadınlar korosu cevap veriyordu:

Ya hela bid deyf, Deyf Allah,

Ahseb ir ruh, Eyvallah,

Mem nirda itruh min ğinna,

Mem nirda itruh lavallah.

Mustaka iktir mustaka,

Taffi Kalbi mustaka,

Min bagd ifrak nit laka,

Yifrah kalbi iv nitlaka.

Ğad diri alla cabek

Reddak min tul ig yabek

Iv ena dahilo Allah,

Iv ena dahilo Allah.

Ya Hela bid deyf türküsü bitti. Hemen arkasından Sulh Türküsü’ne başladılar. Bremen Dayanışma Korosu’nun Türkülerle Anadolu adlı Albümünde yer almış olan bir Azeri türküsüydü bu. Barış özlemi, barış sevgisi ne güzel türküleştirilmişti böyle:

Lazımdır çalışah bütün dünyada

Koymayah dünyayı çahsınlar oda

Analar babalar kızlar oğlanlar

Gelin biz yürekten sulha ses verah

           Asiya, Afrika, bütün dünyada

         Avrupa, Amerika, bütün dünyada

         Sarı, siyah, beyaz, bütün dünyada

         Gelin biz yürekten sulha ses verah

           Koy ak güvercinler uçsun göklerde,
           Koy sulha ses versin bütün illerde
           Koy hakkın üstünden açılsın perde,
           Çalınsın ellerin şen teranesi.

Koro, türküleri ve şarkıları bitirdi. Bir sessizlik oldu.

Brenda aldı sözü:

„Arkadaşlar, dostlarım! Hepinize çok teşekkür ederim! Beni hiç yalnız bırakmadınız! Annemin tam istediği gibi onu uğurladık. Onun sevdiği şarkıları söyledik. Biliyorum ki bu şarkıları o da söylemiştir bizimle! Bu gün bu acılı günde, Hıristiyanı Müslümanı, Alevisi Sünnisi, çeşitli milletlerden, çeşitli dinlerden insanlar olarak acımı paylaştınız. Aynı sofrada annemin ruhu için hep birlikte yemek yedik. Böylece bana güç verdiniz! Çok sağ olun!“ dedi

Anjel Başar’ın sevenleri hep birlikte cevap verdi:

„Sen de sağ ol Brenda! Bu acı, son acımız olsun Brenda! Başın sağ olsun Brenda! Senin acıların bizim de acılarımızdır Brenda!“

Bochum, 17 Nisan 2013

Kemal Yalçın

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]