Sevgili Meram Karahasan,

Sevgili Yılmaz Karahasan,

Sevgili Marianne Karahasan,

Aydın Karahasan’ın sevgili dostları,

Değerli arkadaşlarım,

Değerli basın mensupları,

 

Ressam, öğretmen, yazar, düşünür, çevirmen Aydın Karahasan, 9 Haziran 2012 günü, akşam saatlerinde, Lazona’nın Abu İslah köyünde hayata veda etti.

Aydın Karahasan, adına layık, tutarlı bir aydındı.

12 Haziran 2012 günü, çok sevdiği, özlemiyle yanıp tutuştuğu, doya doya yaşamadığı Abu İslah, (Azlağa, Esenkıyı) köyünde toprağa verildi.

Aydın Karahasan bir vardı, bir yok oldu!

Bu dünyadan bir yıldız daha kaydı!

Bu dünya gelimli gidimli dünya!

Bu dünyada ölüme yok çare!

Her ölüm erkendir!

Aydın Karahasan, hayatının verimli bir döneminde erkenden aramızdan ayrıldı. Almanya ve Türkiye, özellikle de Lazona, Lazyurdu çok değerli bir evladını kaybetti!

Aydın’ı son yolculuğuna uğurlarken yanında bulunamadık.

Acımız çok büyük! Karahasan Ailesi’nin acıları çok büyük!

Bizler, Aydın’ın yakın arkadaşları ve dostları olarak Karahasan Ailesi’nin acılarını paylaşmak için bugün burada, Gelsenkirchen Alevi Bektaşi Kültür Derneğinde bir araya geldik!

Sevgili Yılmaz Karahasan,

Sevgili Meram Karahasan, sizin acılarınız bizim de acılarımızdır!

Bu son acımız olsun!

*

Aydın Karahasan’ın kökeni Batumludur. Babası Ömer Karahasan 1907’de Batum’da doğmuştu. Sonradan Hopa tarafına göçmüşler. Türkiye Cumhuriyeti sınırları çizildikten sonra Karahasan ailesinin yarısı Batum’da kalmıştır. Batum kapısı kapanınca, diğer Lazlar gibi Zonguldak Kömür Madenlerine çalışmaya gelmişler.

Bu nedenle Aydın Karahasan, Zonguldak ili, Kilimli kasabasında, 1936 yılında dünyaya gelmişti.

Anasından Lazca öğrenmişti. Anadili Lazca idi. Türkçeyi ilkokulda, Fransızcayı ortaokulda, Almancayı Almanya’da öğrenmişti. Ömer Hayyam’ı Farsçadan çevirebilmek için altmış yaşından sonra Farsça ve Arapça öğrenmişti. Son zamanlarda İngilizceye merak sarmıştı. Vefat ettiği gün, İstanbul’dan Batum’a giderken uçakta İngilizce çalışmış!

Aydın Karahasan, yedi dil biliyordu. Fransızca ve Almanca’dan Türkçeye çeviriler yapıyordu. 2006 yılında, Anadolu’nun Evlatları adlı kitabımı hazırlarken Aydın ve Nevin ile uzun uzun konuştum. Lâf lâfı açtı.

“Aydın, yedi dil biliyorsun, en çok hangi dili seviyorsun?” diye sormuştum.

Yüzüme baktı. Ak sakalını sıvazladı. Gözleri ışıldadı. Yüzünden çeşitli gülümseme dalgaları gelip geçti.

“Anamdan öğrendiğim Lazca bana en güzel, en akıcı, en sıcak dil olarak geliyor. Çocukluğumda evimizde Lazca konuşulurdu. Şimdi o yıllarda öğrendiğim Lazcayla sanki kendimi daha iyi ifade edebiliyorum!” dedi.

 

Aydın Karahasan, Anadili olan Lazcayı ve Laz Kültürünü korumak ve geliştirmek için  uğraşıyordu.

Lazebura - Lazcayı ve Laz Kültürünü  Koruma Derneği’nin aktif üyelerinden biriydi.

3 Mart 2009 günü,

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Makamı’na

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’na,

Kültür Bakanlığı’na

Dokuz Laz Aydını, Lazların kültürel ve demokratik taleplerini içeren üç sayfalık bir dilekçe vermişlerdi. Bu dilekçeyi hazırlayan, kaleme alanların başında Aydın Karahasan ve Yılmaz Karahasan vardı.

*

Aydın bir yıl önce geçirdiği ağır kalp krizinden kurtulmuş, ölümden dönmüştü. Diyaliz ile yaşamaya başlamıştı. 17 Aralık 2011 günü idi. O gün diyalizden gelmişti. Nevin Hanım “Kemal, bugün Lazlar toplanıyor. İstersen sen de gel!” demişti.

“Sizin evde mi toplanıyorsunuz?” dedim.

“Hayır, Gelsenkirchen AWO Salonunda toplanıyoruz!” dedi.

Nevin Hanım’ın davetini kabul ettim.

Sözleştiğimiz saatte Aydınların evine gittim.

Aydın biraz halsizdi.

“Aydın sen de Lazların toplantısına gelecek misin?” dedim.

“Diyalizden yeni geldim ama, canım çekiyor, ben de geleyim. Duramayacak olursam hemen ev döneriz!” demişti.

AWO Salonunun kapısında Lazlar, Aydın’ı karşıladılar. Baş köşeye oturttular. Lazca konuşuluyor, Lazca şarkılar söyleniyordu.

Aydın, coştu, yüzü güldü. Lazca’nın dil yapısı hakkında açıklamalar yaptı. Acısını, ağrısını unuttu. Bir saatliğine gelmiştik, iki saatten fazla kaldık.

Lazca türküler bitince, “Ya Kemal! Herkesi yazdın, sadece biz Lazları yazmadın! “ dedi.

“Aydın, söz! Seni de, sizi de, Lazona’yı da, Lazları da yazacağım.”

“Söz mü?”

“Söz!”

Lazebura Dereneği yöneticileri İsmet Çelik ve Selma Koçiva ile uzun konuşmalar yaptım. Kaynakları okudum. Lazlar ve Lazyurdu adlı kitabımı yazmaya başladım.

Bu yaz Hopa’ya gidecektim. Aydın ile Abu İslah köyündeki atölyesini açılışa hazırlayacak ve sonra Hopa, Artvin ve Batum bölgesindeki Lazları araştıracaktık.

Ben sözümde durdum!

Fakat Aydın, hiç yapmadığı bir iş yaptı, bana verdiği sözünde duramadı.

Bu dünyadan işimiz bitmeden çekip gitti!

Artık bu işi Aydınsız yapmak boynumun borcu oldu!

*

Aydın Karahasan, çok yönlü bir insandı.

Çok okuyan, çok gezen, çok merak eden bir insandı.

Her konuda derinlemesine bilgisi vardı.

Hayatının son döneminde sanat, felsefe ve dinler tarihi üzerine yoğunlaşmıştı. Aydınlama felsefesi ve islam felsefesi onun özel merak alanlarıydı.

2006 yılında bu konuda şöyle demişti:

“Dinler tarihi üzerinde uzun zamandan beri çalışıyorum. İslam ülkelerine inceleme gezileri yaptım. İran, Ürdün, Tunus, Cezayir, Mısır ve Fas’ı görüp inceledim. Gördüğüm ülkeleri Türkiye ile karşılaştırdım. İslam aleminde ümmet toplumundan, çağdaş devlete geçmeye çalışan sadece Türkiye idi. Mustafa Kemal’in hilafeti, şeriatı, padişahlığı kaldırmakla, ümmet toplumu yerine cumhuriyet kurmakla ne kadar büyük bir iş, ne kadar ileri bir adım attığını Arap ülkelerini, İran’ı gezip görünce daha iyi anladım.

“Dünya’nın birçok ülkesini gezip dolaştım. Çin’e, Rusya’ya, Afrika’ya gittim. Gözlemlerimden, okuduklarımdan kendime göre sonuçlar çıkarmak istedim. Dünyada İslamın ortaçağı yeni yaşamakta olduğunu gördüm.”

*

Aydın Karahasan, sadece dünyayı anlamaya çalışan bir aydın değildi!

Aydın Karahasan, dünyayı hem derinlemesine anlamaya çalışan ve hem de dünyayı değiştirmek için mücadele eden bir devrimci aydın ve  örgütçü bir insandı.

Dergi Dergisi yazı kurulunda idi.

SAN-DER Sanatçılar Derneği Kurucu Başkanı idi.

Fırçasını, kalemini, yüreğini, emeğini daha özgür, daha mutlu bir dünya kurmak için kullanmıştı. Hiçbir zaman ideallerinden taviz vermedi, yaptıklarından pişman olmadı.

Eski çamların bardak olduğunu gördü.

Duvarların yıkıldığını gördü.

Ama yıkılan duvarların altında kalmadı.

Dönenleri de, dönekleri de gördü.

Döneklerin yüzlerine karşı “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan!” diyerek sabırla, bilinçle yoluna devam etti.

*

Yılmaz Karahasan da tüm hayatını sendikal mücadeleye verdi. Almanya Sendika Tarihinde 2.5 milyon üyeli Metal İşçileri Sendikası’nın 11 Kişilik Merkez Yürütme Kurulu’na seçilen ve bu sorumlu mevkide yıllarca çalışan ilk ve tek göçmen işçi oldu.

Hem Aydın’daki, hem de Yılmaz’daki bu mücadeleci kişilik, babaları Ömer Karahasan’dan gelmektedir.

Ömer Karahasan, 1946 yılında, Zonguldak Maden İşçileri Sendikası’nı kurmuştu. Bu sendikanın 10 yıl kurucu başkanlığını yapmıştı.

Ömer Karahasan, 1960 ihtilali sonrasında 1961 Anayasası’nın hazırlama meclisinde, yani Kurucu Meclis’te, Türkiye İşçi Sınıfını temsilen yer alan beş işçiden biriydi.

Ömer Karahasan, Türkiye İşçi Sınıfı tarihinde “Sendikacılığın babası olarak” anılmaktadır. Hem Aydın, hem de Yılmaz, babalarının yolunu sürdürdüler, sürdürmeye devam ediyorlar.

Aydın ve Yılmaz gibi hayırlı evlatlar yetiştiren, Ömer Karahasan’ı da saygıyla anıyorum.

*

Aydın Karahasan, Ömer Hayyam hayranıydı. Hayyam’ın 400 kadar rubaisini çevirmek ve yayına hazırlamak için 25 yıl emek verdi.

2011 yılı Temmuz ayı başında çok ağır bir kalp krizi geçirmişti. Ölmüş sonradan diriltilmişti.

14 Temmuz 2011 günü, Essen’de tedavi gördüğü hastaneye ziyarete gitmiştim. Elinden tuttum. Göz göze geldik.

“Ya Kemal, romanlar, çeviriler, Ömer Hayyam, hepsi kaldı!” diye gözlerinden iki damla yaş gelmişti.

“Aydın! Dur bakalım, ne acelen var! Ömer Hayyam ve Rubaileri yayına hazırlamadan ölmek yok!” diye takılmıştım.

Aydın, bir ay kadar sonra hastaneden çıktı. İki güne bir diyalize gidiyordu. Yoğun bir çalışmaya girdi. Önce Rubailerin çevirilerinin son düzeltmelerini yaptı. Yayına hazırladı.

Birlikte Anadolu Yayınevi’ne gittik. 25 yılda hazırladığı kitabını bastırmak için kapı kapı yayıncı aramaya başlamıştık. Bulamadık.

Aydın, İstanbul’a “Ömer Hayyam ve Rubailer” kitabını ve diğer kitaplarını bastırmak için gitmişti.

“Kardeş Kanıyla Abdest Alanlar” adlı kitabını bitirdi. Yayına hazırladı. Yayıncı arıyordu.

*

2006 yılında, “Aydın, hayatında mutlu oldun mu?” diye sorduğum zaman şöyle cevap vermişti:

“Yaşım yetmişi aştı. Ömrümün 40 yıldan fazlası Almanya’da geçti. İnsan sürekli değişim içinde. Hayatımda mutlu olduğum anlarda oldu, bedbin olduğum anlar da... Ama mutlu olduğum anlar daha fazladır.

Henüz en iyi resmimi yapamadım. Hep öğrenmeye çalıştım. Öğrenme heyecanım sönmedi. Bilgi açlığım geçmedi. Ömer Hayyam’ın dediği gibi hâlâ işimin ustası olmuş değilim.

 

Dünya denilen zincire doymuş değilim

İşimi bir an bile boş koymuş değilim

Ömrümce şu dünyada hep öğrenci idim

Hâlâ işimin ustası olmuş değilim

 

Türkiye halkına son sözümü soracak olursan...

Şunu demek isterdim: İnancınız kadar düşünmeyi de öne çıkarın.

İnanç kadar, düşünme kavramını da öne çıkarın!

Son sözüm bu olacak!»

*

Sevgili Aydın,

Seni sonsuz yolculuğuna uğurluyoruz.

Güle güle Aydın!

Elveda!

Hatıralarının, düşüncelerinin, ideallerinin  önünde saygıyla eğiliyorum!

Huzur ve nur içinde yat!

Gün eksilmesin üstünden!

Toprağın bol olsun!

Toprağın çiçeklensin!

Toğrağında biten çiçeklerin solmasın!

 

Gelsenkirchen, 17 Haziran 2012                     Kemal Yalçın

 

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

Sevgili Meram Karahasan,

Sevgili Yılmaz Karahasan,

Sevgili Marianne Karahasan,

Aydın Karahasan’ın sevgili dostları,

Değerli arkadaşlarım,

Değerli basın mensupları,

 

Ressam, öğretmen, yazar, düşünür, çevirmen Aydın Karahasan, 9 Haziran 2012 günü, akşam saatlerinde, Lazona’nın Abu İslah köyünde hayata veda etti.

Aydın Karahasan, adına layık, tutarlı bir aydındı.

12 Haziran 2012 günü, çok sevdiği, özlemiyle yanıp tutuştuğu, doya doya yaşamadığı Abu İslah, (Azlağa, Esenkıyı) köyünde toprağa verildi.

Aydın Karahasan bir vardı, bir yok oldu!

Bu dünyadan bir yıldız daha kaydı!

Bu dünya gelimli gidimli dünya!

Bu dünyada ölüme yok çare!

Her ölüm erkendir!

Aydın Karahasan, hayatının verimli bir döneminde erkenden aramızdan ayrıldı. Almanya ve Türkiye, özellikle de Lazona, Lazyurdu çok değerli bir evladını kaybetti!

Aydın’ı son yolculuğuna uğurlarken yanında bulunamadık.

Acımız çok büyük! Karahasan Ailesi’nin acıları çok büyük!

Bizler, Aydın’ın yakın arkadaşları ve dostları olarak Karahasan Ailesi’nin acılarını paylaşmak için bugün burada, Gelsenkirchen Alevi Bektaşi Kültür Derneğinde bir araya geldik!

Sevgili Yılmaz Karahasan,

Sevgili Meram Karahasan, sizin acılarınız bizim de acılarımızdır!

Bu son acımız olsun!

*

Aydın Karahasan’ın kökeni Batumludur. Babası Ömer Karahasan 1907’de Batum’da doğmuştu. Sonradan Hopa tarafına göçmüşler. Türkiye Cumhuriyeti sınırları çizildikten sonra Karahasan ailesinin yarısı Batum’da kalmıştır. Batum kapısı kapanınca, diğer Lazlar gibi Zonguldak Kömür Madenlerine çalışmaya gelmişler.

Bu nedenle Aydın Karahasan, Zonguldak ili, Kilimli kasabasında, 1936 yılında dünyaya gelmişti.

Anasından Lazca öğrenmişti. Anadili Lazca idi. Türkçeyi ilkokulda, Fransızcayı ortaokulda, Almancayı Almanya’da öğrenmişti. Ömer Hayyam’ı Farsçadan çevirebilmek için altmış yaşından sonra Farsça ve Arapça öğrenmişti. Son zamanlarda İngilizceye merak sarmıştı. Vefat ettiği gün, İstanbul’dan Batum’a giderken uçakta İngilizce çalışmış!

Aydın Karahasan, yedi dil biliyordu. Fransızca ve Almanca’dan Türkçeye çeviriler yapıyordu. 2006 yılında, Anadolu’nun Evlatları adlı kitabımı hazırlarken Aydın ve Nevin ile uzun uzun konuştum. Lâf lâfı açtı.

“Aydın, yedi dil biliyorsun, en çok hangi dili seviyorsun?” diye sormuştum.

Yüzüme baktı. Ak sakalını sıvazladı. Gözleri ışıldadı. Yüzünden çeşitli gülümseme dalgaları gelip geçti.

“Anamdan öğrendiğim Lazca bana en güzel, en akıcı, en sıcak dil olarak geliyor. Çocukluğumda evimizde Lazca konuşulurdu. Şimdi o yıllarda öğrendiğim Lazcayla sanki kendimi daha iyi ifade edebiliyorum!” dedi.

 

Aydın Karahasan, Anadili olan Lazcayı ve Laz Kültürünü korumak ve geliştirmek için  uğraşıyordu.

Lazebura - Lazcayı ve Laz Kültürünü  Koruma Derneği’nin aktif üyelerinden biriydi.

3 Mart 2009 günü,

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Makamı’na

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’na,

Kültür Bakanlığı’na

Dokuz Laz Aydını, Lazların kültürel ve demokratik taleplerini içeren üç sayfalık bir dilekçe vermişlerdi. Bu dilekçeyi hazırlayan, kaleme alanların başında Aydın Karahasan ve Yılmaz Karahasan vardı.

*

Aydın bir yıl önce geçirdiği ağır kalp krizinden kurtulmuş, ölümden dönmüştü. Diyaliz ile yaşamaya başlamıştı. 17 Aralık 2011 günü idi. O gün diyalizden gelmişti. Nevin Hanım “Kemal, bugün Lazlar toplanıyor. İstersen sen de gel!” demişti.

“Sizin evde mi toplanıyorsunuz?” dedim.

“Hayır, Gelsenkirchen AWO Salonunda toplanıyoruz!” dedi.

Nevin Hanım’ın davetini kabul ettim.

Sözleştiğimiz saatte Aydınların evine gittim.

Aydın biraz halsizdi.

“Aydın sen de Lazların toplantısına gelecek misin?” dedim.

“Diyalizden yeni geldim ama, canım çekiyor, ben de geleyim. Duramayacak olursam hemen ev döneriz!” demişti.

AWO Salonunun kapısında Lazlar, Aydın’ı karşıladılar. Baş köşeye oturttular. Lazca konuşuluyor, Lazca şarkılar söyleniyordu.

Aydın, coştu, yüzü güldü. Lazca’nın dil yapısı hakkında açıklamalar yaptı. Acısını, ağrısını unuttu. Bir saatliğine gelmiştik, iki saatten fazla kaldık.

Lazca türküler bitince, “Ya Kemal! Herkesi yazdın, sadece biz Lazları yazmadın! “ dedi.

“Aydın, söz! Seni de, sizi de, Lazona’yı da, Lazları da yazacağım.”

“Söz mü?”

“Söz!”

Lazebura Dereneği yöneticileri İsmet Çelik ve Selma Koçiva ile uzun konuşmalar yaptım. Kaynakları okudum. Lazlar ve Lazyurdu adlı kitabımı yazmaya başladım.

Bu yaz Hopa’ya gidecektim. Aydın ile Abu İslah köyündeki atölyesini açılışa hazırlayacak ve sonra Hopa, Artvin ve Batum bölgesindeki Lazları araştıracaktık.

Ben sözümde durdum!

Fakat Aydın, hiç yapmadığı bir iş yaptı, bana verdiği sözünde duramadı.

Bu dünyadan işimiz bitmeden çekip gitti!

Artık bu işi Aydınsız yapmak boynumun borcu oldu!

*

Aydın Karahasan, çok yönlü bir insandı.

Çok okuyan, çok gezen, çok merak eden bir insandı.

Her konuda derinlemesine bilgisi vardı.

Hayatının son döneminde sanat, felsefe ve dinler tarihi üzerine yoğunlaşmıştı. Aydınlama felsefesi ve islam felsefesi onun özel merak alanlarıydı.

2006 yılında bu konuda şöyle demişti:

“Dinler tarihi üzerinde uzun zamandan beri çalışıyorum. İslam ülkelerine inceleme gezileri yaptım. İran, Ürdün, Tunus, Cezayir, Mısır ve Fas’ı görüp inceledim. Gördüğüm ülkeleri Türkiye ile karşılaştırdım. İslam aleminde ümmet toplumundan, çağdaş devlete geçmeye çalışan sadece Türkiye idi. Mustafa Kemal’in hilafeti, şeriatı, padişahlığı kaldırmakla, ümmet toplumu yerine cumhuriyet kurmakla ne kadar büyük bir iş, ne kadar ileri bir adım attığını Arap ülkelerini, İran’ı gezip görünce daha iyi anladım.

“Dünya’nın birçok ülkesini gezip dolaştım. Çin’e, Rusya’ya, Afrika’ya gittim. Gözlemlerimden, okuduklarımdan kendime göre sonuçlar çıkarmak istedim. Dünyada İslamın ortaçağı yeni yaşamakta olduğunu gördüm.”

*

Aydın Karahasan, sadece dünyayı anlamaya çalışan bir aydın değildi!

Aydın Karahasan, dünyayı hem derinlemesine anlamaya çalışan ve hem de dünyayı değiştirmek için mücadele eden bir devrimci aydın ve  örgütçü bir insandı.

Dergi Dergisi yazı kurulunda idi.

SAN-DER Sanatçılar Derneği Kurucu Başkanı idi.

Fırçasını, kalemini, yüreğini, emeğini daha özgür, daha mutlu bir dünya kurmak için kullanmıştı. Hiçbir zaman ideallerinden taviz vermedi, yaptıklarından pişman olmadı.

Eski çamların bardak olduğunu gördü.

Duvarların yıkıldığını gördü.

Ama yıkılan duvarların altında kalmadı.

Dönenleri de, dönekleri de gördü.

Döneklerin yüzlerine karşı “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan!” diyerek sabırla, bilinçle yoluna devam etti.

*

Yılmaz Karahasan da tüm hayatını sendikal mücadeleye verdi. Almanya Sendika Tarihinde 2.5 milyon üyeli Metal İşçileri Sendikası’nın 11 Kişilik Merkez Yürütme Kurulu’na seçilen ve bu sorumlu mevkide yıllarca çalışan ilk ve tek göçmen işçi oldu.

Hem Aydın’daki, hem de Yılmaz’daki bu mücadeleci kişilik, babaları Ömer Karahasan’dan gelmektedir.

Ömer Karahasan, 1946 yılında, Zonguldak Maden İşçileri Sendikası’nı kurmuştu. Bu sendikanın 10 yıl kurucu başkanlığını yapmıştı.

Ömer Karahasan, 1960 ihtilali sonrasında 1961 Anayasası’nın hazırlama meclisinde, yani Kurucu Meclis’te, Türkiye İşçi Sınıfını temsilen yer alan beş işçiden biriydi.

Ömer Karahasan, Türkiye İşçi Sınıfı tarihinde “Sendikacılığın babası olarak” anılmaktadır. Hem Aydın, hem de Yılmaz, babalarının yolunu sürdürdüler, sürdürmeye devam ediyorlar.

Aydın ve Yılmaz gibi hayırlı evlatlar yetiştiren, Ömer Karahasan’ı da saygıyla anıyorum.

*

Aydın Karahasan, Ömer Hayyam hayranıydı. Hayyam’ın 400 kadar rubaisini çevirmek ve yayına hazırlamak için 25 yıl emek verdi.

2011 yılı Temmuz ayı başında çok ağır bir kalp krizi geçirmişti. Ölmüş sonradan diriltilmişti.

14 Temmuz 2011 günü, Essen’de tedavi gördüğü hastaneye ziyarete gitmiştim. Elinden tuttum. Göz göze geldik.

“Ya Kemal, romanlar, çeviriler, Ömer Hayyam, hepsi kaldı!” diye gözlerinden iki damla yaş gelmişti.

“Aydın! Dur bakalım, ne acelen var! Ömer Hayyam ve Rubaileri yayına hazırlamadan ölmek yok!” diye takılmıştım.

Aydın, bir ay kadar sonra hastaneden çıktı. İki güne bir diyalize gidiyordu. Yoğun bir çalışmaya girdi. Önce Rubailerin çevirilerinin son düzeltmelerini yaptı. Yayına hazırladı.

Birlikte Anadolu Yayınevi’ne gittik. 25 yılda hazırladığı kitabını bastırmak için kapı kapı yayıncı aramaya başlamıştık. Bulamadık.

Aydın, İstanbul’a “Ömer Hayyam ve Rubailer” kitabını ve diğer kitaplarını bastırmak için gitmişti.

“Kardeş Kanıyla Abdest Alanlar” adlı kitabını bitirdi. Yayına hazırladı. Yayıncı arıyordu.

*

2006 yılında, “Aydın, hayatında mutlu oldun mu?” diye sorduğum zaman şöyle cevap vermişti:

“Yaşım yetmişi aştı. Ömrümün 40 yıldan fazlası Almanya’da geçti. İnsan sürekli değişim içinde. Hayatımda mutlu olduğum anlarda oldu, bedbin olduğum anlar da... Ama mutlu olduğum anlar daha fazladır.

Henüz en iyi resmimi yapamadım. Hep öğrenmeye çalıştım. Öğrenme heyecanım sönmedi. Bilgi açlığım geçmedi. Ömer Hayyam’ın dediği gibi hâlâ işimin ustası olmuş değilim.

 

Dünya denilen zincire doymuş değilim

İşimi bir an bile boş koymuş değilim

Ömrümce şu dünyada hep öğrenci idim

Hâlâ işimin ustası olmuş değilim

 

Türkiye halkına son sözümü soracak olursan...

Şunu demek isterdim: İnancınız kadar düşünmeyi de öne çıkarın.

İnanç kadar, düşünme kavramını da öne çıkarın!

Son sözüm bu olacak!»

*

Sevgili Aydın,

Seni sonsuz yolculuğuna uğurluyoruz.

Güle güle Aydın!

Elveda!

Hatıralarının, düşüncelerinin, ideallerinin  önünde saygıyla eğiliyorum!

Huzur ve nur içinde yat!

Gün eksilmesin üstünden!

Toprağın bol olsun!

Toprağın çiçeklensin!

Toğrağında biten çiçeklerin solmasın!

 

Gelsenkirchen, 17 Haziran 2012                     Kemal Yalçın

 

-->

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]