Yozgatlı Natalie´nin Katolik Olma Töreni

 

Bunlar masal değil gerçek!

Zaman zaman içinde, Bremen´de, 18 Mayıs 2002, Cumartesi akşamı yaşandı.

Natalie´nin baba tarafı Yozgat´dan; anne tarafı Portekiz´den. Babasının adı Murat, annesinin adı Maria. Murat´ın annesi Binnaz, babası ise Minas. Binnaz, Yozgat - Sarayköy´den; Minas, Boğazlıyan kazasının Mağaroğlu köyünden. İkisi de Ermeni. Bir gül bahçesinden artakalan iki gonca. Dağlanmış iki yürek! Seferberlikte, “Sevkiyet” sırasında ölümün pençesinden kurtulmuş bir soyun filizlenmiş iki dalı...

Murat, Ermeni bir ailenin üç çocuğundan biri. Ama Ermenice bilmiyor. Aile içinde konuşulan dil Türkçe.

Natalie, annesinin dinini, babasının dilini almış. Türkçe konuşuyor. Okul dili Almanca. Anadili Portekizce. Güzel türkü söylüyor. Güzel çifte telli oynuyor.

Ailesi, Natalie için, Katolik geleneğine göre 14 yaşına bastığında yapılan, “Firmung Töreni”; yani “Katolik Olma Töreni” düzenlemiş. Bir genç kız, 14 yaşına bastığında dinsel kimliğini kazanıyor. Önce kilisede dinsel tören yapılıyor. Sonra “Firmung” eğlencesi yapılıyor.

Aile efradı, akrabaları, dostları, arkadaşları onu kutluyor, hediyeler veriyor.

 

“Firmung”, Müslümanlardaki erkek çocuklar için düzenlenen sünnet törenine benziyor.

Natalie´nin halası Eftik, eniştesi Cevdet yakın arkadaşlarım. Bremen´deki unutulmaz “Bremen Dayanışma Korosu”nun elemanlarıydılar. Brenda ise bu koronun yedi yıl yöneticiliğini yapmıştı. 1986´daki “Ruhi Suyu Anma Konseri” ve daha sonra yapılan “Nazım Hikmet ve Ritos´u Anma Konseri” belleklerimizde unutulmaz izler bırakmıştı.

Brenda, İstanbul´daki meşhur Jamgoçyan Ermeni ailesinin kızı. Bremen Üniversitesi´nde Türkçe okutmanıydı. Cevdet ise Hatay´ın Arap Alevilerinden.

Ermeni Eftik ile Arap Cevdet sevmişler birbirlerini. Ama iki tarafın aileleri sekiz yıl kabul etmemiş bu sevdayı. fiimdi de “Çocuklar, iyi ki bizi dinlememişsiniz! İyi ki gönlünüze göre evlenmişsiniz!” diyorlar gülümseyerek.

Natalie´nin “Katolik Olma Töreni”ne Korobaşı Brenda ile birlikte gittik.

Hiç böyle bir tören görmemiştim.

Ermeni, Arap, Türk, Kürt, Süryani, Portekizli 70 kişilik davetlilerle tanıştık, kaynaştık.

Ermenilerin hemen hemen hepsi Yozgatlı: Sarkis, İpek, Mari, Gülümya, fiimavon, Silva, Maral, Elizabet, Serena, Matilda, Melisa, Sona, Karakin, Alin...

Hataylı Araplar: Talat, Hayat, Hikmet, Ahmet, Nahide, Tülin, Ümit...

Kürtler: Fatma, Hüsniye...

Süryaniler: Abu Firaz ve eşi...

Türkler: Bülent, Fahriye, Fazilet, Sıtkı, İnci, Mümin, Necla...

70 kişilik davetlinin hepsiyle tanışamadım. Ancak bir kısmıyla tanışıp, adlarını yazabildim. Gecede herkes birbirinden güzeldi. Her insan çiçek gibi açmıştı. Her çiçek kendi dilince konuşuyordu. Ama ortak dil Türkçeydi.

Yozgatlı Natalie, tüm konukları tek tek selamladı. Murat konuklarına saygılar sundu. Herkesi yemeğe buyur etti.

Kadehler Natalie´nin onuruna, mutluluğuna kaldırıldı.

“Firmung´unu gördük, düğününü de görürüz inşallah!”

Sonra, İstanbul şarkılarına başlandı...

Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek!”

Natalie´nin mutluluğuna kalktı kadehler yeniden.

Sonra türkülere başlandı. Cevdet darbuka ile tempo veriyordu.

“Kalenin bedenleri yar yar yar yandım!”

Araplar, Arapçasını söylemeye başladı.

Brenda´nın 91 yaşındaki annesi Anjel ve Bremen Dayanışma Korosu´nun üyelerinden davete gelenler Rumcasını söyledi.

Ermenicesi de varmış. Murat duymuş ama söyleyen çıkmadı.

Türküler alıp gitti bizi bizden. Uçar olduk dilden dile, bucaktan bucağa...

Eftik, “Sarı Gelin”ni Türkçe söyledi. Brenda Ermenice söyledi hüzünlenerek.

“Sarı Gelin”i görür gibi oldum. Türkülerin kanatlarında geldi. Natalie´ye sarıldı. Bir baktım vardı, bir baktım yok oldu!

“Erzurum çarşı pazar

İçinde bir kız gezer”

Natalie, Erzurumlu “Sarı Gelin” olmuştu sanki. Bir ara ortalık sessizleşti.

Gözler Babaanne´ye, Yozgatlı Binnaz´a çevrildi.

“Haydi bir türkü söyle artık anne!”

Çıt yok salonda. Saygıyla, merakla gözlerimizi, yüreklerimizi, kulaklarımızı Binnaz´a verdik:

“Trene bindim de tren salladı

Zalim doktor yaralarım elledi.

İyi olursun diye köye yolladı

Söyleyin anama anam ağlasın

Babamın oğlu var beni neylesin.”

Binnaz türkü mü söylüyor, ağıt mı yakıyor; uçuyor mu, konuyor mu belli değil.

Bir türkü bu kadar yanık olur mu? Binnaz gibi yaşarsa bir insan, Binnaz gibi anka kuşunun küllerinden varolursa yeniden, söylediği bir türküyle kendini de, dinleyenleri de yakar...

“Konuş anne konuş!”

“Binnaz iki kelimeyle rüzgara verdiğin yılları anlat!”

“Ne anlatayım size? Yozgat´tan çıktım yola. Sirkeci´den bindim trene. Geldim Bremen´e... 32 yıl aralıksız “Hachez Çikilota Fabrikası”nda çalıştım. Geldiğimde başımda tek bir tel ak saç yoktu. fiimdi başımda tek bir tel kara saç kalmadı. Buraya tek başıma gelmiştim. Bir yıl sonra Minas´ı getirttim yanıma. Üç çocuk doğurdum. Çok şükür beş olduk. fiimdi de torunlarımla birlikte on olduk. Dizlerimin ağrısından başka şikayetim yok. Natalie´nin bu gününü gördüm. Düğününü de görürüm inşallah! Daha ne anlatayım. Minas anlatsın gerisini...”

“Haydi anlat baba”

“Binnaz konuştu; sen de konuş Minas!”

“Ne anlatayım? 1930´da doğdum. Yirmi yaşımda askere gittim. Türkiye Kore´ye asker gönderiyordu. Gidecek askerler kura ile belli oluyordu. Kura çektik. Yanımdaki Türk arkadaşa çıktı. Başladı ağlamaya... Evliymiş, ailesi çoluğu çocuğu varmış. Dayanamadım... “Senin yerine ben gideyim!” dedim. Kuraları değiştik. Kore´ye gittim. Korelilere karşı harbe girdim. Kore´ye gitmeden önce de Minas´tım, döndükten sonra da Minas oldum. Yozgat´ta yoksulduk, perişandık. 1960´da İstanbul´a göçtük. Ama İstanbul´da da geçinemedik. Binnaz önden ben arkadan1970´de Almanya´ya geldik. Aynı farikada 32 yıl çalıştık. Emekli oldum. İstanbul´a bir yazlık yaptım. Gidip geliyorum. Son zamanlarda doğduğum köyümü özler oldum. Kimim kimsem kalmadı. Bir avuç toprağım, bir dikili ağacım yok artık oralarda... Ama insan doğduğu yeri; hiç olmazsa soyunun sopunun, anasının babasının mezarını görmek istiyor. Ama bir mezar taşı bile kalmadı oralarda! Ne yapalım? Hatıralarla yaşıyoruz artık... Oraların Türküsünü söylüyoruz hâlâ!...”

Binnaz, Eftik, Murat, Arman ağlıyor. Natalie babasını teselli ediyor. Zor tutuyorum kendimi. Hüngür hüngür ağlamak geliyor içimden.

Korobaşı Brenda görmüş geçirmiş biri. Eski Yunan Tiyatrolarındaki korobaşları gibi. Hem koroyu, hem oyuncuları, hem de insanları yönlendiriyor türküleriyle.

Dervişlik baştadır, taçta değildir

Isılı oddadır, saçta değildir.

Eğer bir Müminin kalbin kırarsan

Hakka eylediğin secde değildir.

Ararsan Mevlayı kendinde ara

Kudüs´te, Mekke´de, Hac´ta değildir.”

Sesimiz yankılanıyor Bremen sokaklarında... Yunus´tan Ruhi Su´ya geçtik:

Benim Kabem insandır

Kuran da kurtaran da insanoğlu insandır.

Benim Kabem sevidir

Kuran da kurtaran da sevili insanlardır.”

Bu “Dayanışma Korosu” başka bir koro oldu bu akşam... Türküler alıp gidiyor bizleri İstanbul´a, Anadolu´ya, Yozgat´a, Hatay´a ve özlem diyarlarına...

Arapça, Ermenice, Kürtçe, Rumca, Türkçe türküler ne güzel uyuyor birbirine..

Türkülerin dilleri ayrı, yürek atışları bir...

Ben sadece Türkçe söyleyebildim türküleri, şarkıları.

Oysa bu diller Anadolu´yu Anadolu eden halkların dili. Ne güzel olurdu, anadilim Türkçe´nin yanında, kardeşçesine yaşadığımız diğer Anadolu halklarının dilllerini, türkülerini, kültürlerini çocukluğumdan itibaren öğrenebilseydim...

Natalie´nin “Katolik Olma Töreni” yalnızca Portekizce, yalnızca Ermenice, ya da yalnızca Türkçe olsaydı duygularımızın senfonisi kısır kalırdı.

Tek meyveyle bahçe olmadığı gibi, tek sesle, tek dille duyguların, düşüncelerin anlatımı zenginleşmiyor.

Keşke ben de Türkçe söyleyen Arap arkadaşlarıma Arapça; Kürt arkadaşlarıma Kürtçe; Ermeni arkadaşlarıma Ermenice bir türkü ile yüreğimin sesini haykırabilseydim...

Ey İstanbul! Ey Yozgat! Ey Hatay! Ey Anadolu! Natalie´nin Katolik Olma Töreni´nde sen yüreklerimizde, sen türkülerimizde, sen özlemlerimizde, sen neşemizde ve kederimizdeydin.

Sen hiç hatırlıyor musun evlatlarını? Kulakların çınlıyor mu arada sırada?

 

Bochum, 20.5.2002

 

 

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

 

Yozgatlı Natalie´nin Katolik Olma Töreni

 

Bunlar masal değil gerçek!

Zaman zaman içinde, Bremen´de, 18 Mayıs 2002, Cumartesi akşamı yaşandı.

Natalie´nin baba tarafı Yozgat´dan; anne tarafı Portekiz´den. Babasının adı Murat, annesinin adı Maria. Murat´ın annesi Binnaz, babası ise Minas. Binnaz, Yozgat - Sarayköy´den; Minas, Boğazlıyan kazasının Mağaroğlu köyünden. İkisi de Ermeni. Bir gül bahçesinden artakalan iki gonca. Dağlanmış iki yürek! Seferberlikte, “Sevkiyet” sırasında ölümün pençesinden kurtulmuş bir soyun filizlenmiş iki dalı...

Murat, Ermeni bir ailenin üç çocuğundan biri. Ama Ermenice bilmiyor. Aile içinde konuşulan dil Türkçe.

Natalie, annesinin dinini, babasının dilini almış. Türkçe konuşuyor. Okul dili Almanca. Anadili Portekizce. Güzel türkü söylüyor. Güzel çifte telli oynuyor.

Ailesi, Natalie için, Katolik geleneğine göre 14 yaşına bastığında yapılan, “Firmung Töreni”; yani “Katolik Olma Töreni” düzenlemiş. Bir genç kız, 14 yaşına bastığında dinsel kimliğini kazanıyor. Önce kilisede dinsel tören yapılıyor. Sonra “Firmung” eğlencesi yapılıyor.

Aile efradı, akrabaları, dostları, arkadaşları onu kutluyor, hediyeler veriyor.

 

“Firmung”, Müslümanlardaki erkek çocuklar için düzenlenen sünnet törenine benziyor.

Natalie´nin halası Eftik, eniştesi Cevdet yakın arkadaşlarım. Bremen´deki unutulmaz “Bremen Dayanışma Korosu”nun elemanlarıydılar. Brenda ise bu koronun yedi yıl yöneticiliğini yapmıştı. 1986´daki “Ruhi Suyu Anma Konseri” ve daha sonra yapılan “Nazım Hikmet ve Ritos´u Anma Konseri” belleklerimizde unutulmaz izler bırakmıştı.

Brenda, İstanbul´daki meşhur Jamgoçyan Ermeni ailesinin kızı. Bremen Üniversitesi´nde Türkçe okutmanıydı. Cevdet ise Hatay´ın Arap Alevilerinden.

Ermeni Eftik ile Arap Cevdet sevmişler birbirlerini. Ama iki tarafın aileleri sekiz yıl kabul etmemiş bu sevdayı. fiimdi de “Çocuklar, iyi ki bizi dinlememişsiniz! İyi ki gönlünüze göre evlenmişsiniz!” diyorlar gülümseyerek.

Natalie´nin “Katolik Olma Töreni”ne Korobaşı Brenda ile birlikte gittik.

Hiç böyle bir tören görmemiştim.

Ermeni, Arap, Türk, Kürt, Süryani, Portekizli 70 kişilik davetlilerle tanıştık, kaynaştık.

Ermenilerin hemen hemen hepsi Yozgatlı: Sarkis, İpek, Mari, Gülümya, fiimavon, Silva, Maral, Elizabet, Serena, Matilda, Melisa, Sona, Karakin, Alin...

Hataylı Araplar: Talat, Hayat, Hikmet, Ahmet, Nahide, Tülin, Ümit...

Kürtler: Fatma, Hüsniye...

Süryaniler: Abu Firaz ve eşi...

Türkler: Bülent, Fahriye, Fazilet, Sıtkı, İnci, Mümin, Necla...

70 kişilik davetlinin hepsiyle tanışamadım. Ancak bir kısmıyla tanışıp, adlarını yazabildim. Gecede herkes birbirinden güzeldi. Her insan çiçek gibi açmıştı. Her çiçek kendi dilince konuşuyordu. Ama ortak dil Türkçeydi.

Yozgatlı Natalie, tüm konukları tek tek selamladı. Murat konuklarına saygılar sundu. Herkesi yemeğe buyur etti.

Kadehler Natalie´nin onuruna, mutluluğuna kaldırıldı.

“Firmung´unu gördük, düğününü de görürüz inşallah!”

Sonra, İstanbul şarkılarına başlandı...

Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek!”

Natalie´nin mutluluğuna kalktı kadehler yeniden.

Sonra türkülere başlandı. Cevdet darbuka ile tempo veriyordu.

“Kalenin bedenleri yar yar yar yandım!”

Araplar, Arapçasını söylemeye başladı.

Brenda´nın 91 yaşındaki annesi Anjel ve Bremen Dayanışma Korosu´nun üyelerinden davete gelenler Rumcasını söyledi.

Ermenicesi de varmış. Murat duymuş ama söyleyen çıkmadı.

Türküler alıp gitti bizi bizden. Uçar olduk dilden dile, bucaktan bucağa...

Eftik, “Sarı Gelin”ni Türkçe söyledi. Brenda Ermenice söyledi hüzünlenerek.

“Sarı Gelin”i görür gibi oldum. Türkülerin kanatlarında geldi. Natalie´ye sarıldı. Bir baktım vardı, bir baktım yok oldu!

“Erzurum çarşı pazar

İçinde bir kız gezer”

Natalie, Erzurumlu “Sarı Gelin” olmuştu sanki. Bir ara ortalık sessizleşti.

Gözler Babaanne´ye, Yozgatlı Binnaz´a çevrildi.

“Haydi bir türkü söyle artık anne!”

Çıt yok salonda. Saygıyla, merakla gözlerimizi, yüreklerimizi, kulaklarımızı Binnaz´a verdik:

“Trene bindim de tren salladı

Zalim doktor yaralarım elledi.

İyi olursun diye köye yolladı

Söyleyin anama anam ağlasın

Babamın oğlu var beni neylesin.”

Binnaz türkü mü söylüyor, ağıt mı yakıyor; uçuyor mu, konuyor mu belli değil.

Bir türkü bu kadar yanık olur mu? Binnaz gibi yaşarsa bir insan, Binnaz gibi anka kuşunun küllerinden varolursa yeniden, söylediği bir türküyle kendini de, dinleyenleri de yakar...

“Konuş anne konuş!”

“Binnaz iki kelimeyle rüzgara verdiğin yılları anlat!”

“Ne anlatayım size? Yozgat´tan çıktım yola. Sirkeci´den bindim trene. Geldim Bremen´e... 32 yıl aralıksız “Hachez Çikilota Fabrikası”nda çalıştım. Geldiğimde başımda tek bir tel ak saç yoktu. fiimdi başımda tek bir tel kara saç kalmadı. Buraya tek başıma gelmiştim. Bir yıl sonra Minas´ı getirttim yanıma. Üç çocuk doğurdum. Çok şükür beş olduk. fiimdi de torunlarımla birlikte on olduk. Dizlerimin ağrısından başka şikayetim yok. Natalie´nin bu gününü gördüm. Düğününü de görürüm inşallah! Daha ne anlatayım. Minas anlatsın gerisini...”

“Haydi anlat baba”

“Binnaz konuştu; sen de konuş Minas!”

“Ne anlatayım? 1930´da doğdum. Yirmi yaşımda askere gittim. Türkiye Kore´ye asker gönderiyordu. Gidecek askerler kura ile belli oluyordu. Kura çektik. Yanımdaki Türk arkadaşa çıktı. Başladı ağlamaya... Evliymiş, ailesi çoluğu çocuğu varmış. Dayanamadım... “Senin yerine ben gideyim!” dedim. Kuraları değiştik. Kore´ye gittim. Korelilere karşı harbe girdim. Kore´ye gitmeden önce de Minas´tım, döndükten sonra da Minas oldum. Yozgat´ta yoksulduk, perişandık. 1960´da İstanbul´a göçtük. Ama İstanbul´da da geçinemedik. Binnaz önden ben arkadan1970´de Almanya´ya geldik. Aynı farikada 32 yıl çalıştık. Emekli oldum. İstanbul´a bir yazlık yaptım. Gidip geliyorum. Son zamanlarda doğduğum köyümü özler oldum. Kimim kimsem kalmadı. Bir avuç toprağım, bir dikili ağacım yok artık oralarda... Ama insan doğduğu yeri; hiç olmazsa soyunun sopunun, anasının babasının mezarını görmek istiyor. Ama bir mezar taşı bile kalmadı oralarda! Ne yapalım? Hatıralarla yaşıyoruz artık... Oraların Türküsünü söylüyoruz hâlâ!...”

Binnaz, Eftik, Murat, Arman ağlıyor. Natalie babasını teselli ediyor. Zor tutuyorum kendimi. Hüngür hüngür ağlamak geliyor içimden.

Korobaşı Brenda görmüş geçirmiş biri. Eski Yunan Tiyatrolarındaki korobaşları gibi. Hem koroyu, hem oyuncuları, hem de insanları yönlendiriyor türküleriyle.

Dervişlik baştadır, taçta değildir

Isılı oddadır, saçta değildir.

Eğer bir Müminin kalbin kırarsan

Hakka eylediğin secde değildir.

Ararsan Mevlayı kendinde ara

Kudüs´te, Mekke´de, Hac´ta değildir.”

Sesimiz yankılanıyor Bremen sokaklarında... Yunus´tan Ruhi Su´ya geçtik:

Benim Kabem insandır

Kuran da kurtaran da insanoğlu insandır.

Benim Kabem sevidir

Kuran da kurtaran da sevili insanlardır.”

Bu “Dayanışma Korosu” başka bir koro oldu bu akşam... Türküler alıp gidiyor bizleri İstanbul´a, Anadolu´ya, Yozgat´a, Hatay´a ve özlem diyarlarına...

Arapça, Ermenice, Kürtçe, Rumca, Türkçe türküler ne güzel uyuyor birbirine..

Türkülerin dilleri ayrı, yürek atışları bir...

Ben sadece Türkçe söyleyebildim türküleri, şarkıları.

Oysa bu diller Anadolu´yu Anadolu eden halkların dili. Ne güzel olurdu, anadilim Türkçe´nin yanında, kardeşçesine yaşadığımız diğer Anadolu halklarının dilllerini, türkülerini, kültürlerini çocukluğumdan itibaren öğrenebilseydim...

Natalie´nin “Katolik Olma Töreni” yalnızca Portekizce, yalnızca Ermenice, ya da yalnızca Türkçe olsaydı duygularımızın senfonisi kısır kalırdı.

Tek meyveyle bahçe olmadığı gibi, tek sesle, tek dille duyguların, düşüncelerin anlatımı zenginleşmiyor.

Keşke ben de Türkçe söyleyen Arap arkadaşlarıma Arapça; Kürt arkadaşlarıma Kürtçe; Ermeni arkadaşlarıma Ermenice bir türkü ile yüreğimin sesini haykırabilseydim...

Ey İstanbul! Ey Yozgat! Ey Hatay! Ey Anadolu! Natalie´nin Katolik Olma Töreni´nde sen yüreklerimizde, sen türkülerimizde, sen özlemlerimizde, sen neşemizde ve kederimizdeydin.

Sen hiç hatırlıyor musun evlatlarını? Kulakların çınlıyor mu arada sırada?

 

Bochum, 20.5.2002

 

 

-->

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]