Sevgili Kardeşim,

Don vurgunu kiraz dalı gibiyim.

Güneşli nisan günleri

   ansızın titretti beni!

İçim içime sığmıyor,

sana anlatmadan duramam.

Kardeş okulumuz Mezopotamya Fen Lisesi’nin konuğu olarak Şırnak’a giden öğretmen ve öğrenci grubu, on gün önce Bochum’a döndü. Görüp yaşadıklarını anlata anlata bitiremiyorlar. Bir yandan gözlerim yaşardı kıvançtan, bir yandan kendi bulutlarım gölgeledi kıvancımı.

Okulumuzda 24 ulustan

         çoğunluğu Alman, Türk

                   1200 öğrenci var.

                               Orta, lise bir arada.

Kardeş okulu ziyarete giden gezi grubuna

         Alman, Rum, İspanyol

            Türk, Kürt, İtalyan

              öğrenciler katıldı.

          Kürt ve Türk öğrenciler

            ev sahipliğini üstlendi.

Gezi grubu planlandığı gibi,

önce Yüksekova’ya uçmuş,

oradan trenle Şırnak’a geçmişler.

Öğrenci, öğretmen tüm Şırnaklılar kucak açmış hepsine.

 

 

Havayı sordum

“Diz boyu kar vardı,

ama soğuk yoktu!”

                   dedi

papatya yüzlü Alman Sonja.

Perçemini düzelterek ekledi:

“Şırnaklılar evlerinden önce

      yüreklerini verdiler bize.

      Seven insan yüreği

      Güneşten sıcak!”

Gözlerinde getirmiş kar beyaz esintiyi.

İlk haftayı Şırnak Lisesi’nde derslere girerek, öğrencilerle konuşarak, çevreyi inceleyerek;

ikinci haftayı Cudi dağındaki Kış Sporları Merkezi’nde kayak yaparak geçirmişler.

Cudi’nin karı, soğuğu yakmış ellerini yüzlerini Akdeniz’in güneşi gibi.

 

Kar değil yalnızca anlattıkları.

      Başları yıldızlara değen dağlar,

      canlanan uyandırılmış toprak,

      gözleri gülen

              yüksek gönüllü insanlar,

      bir de halaylar...

Ne başı varmış, ne de sonu!

Böyle betimledi

İtalyan öğrencim, Leonardo.

 

İnsanlarım, benim insanlarım!

Halay çeker gibi çalışıp,

türkü çeker gibi yaşıyormuşsunuz

                                   mutlu

                      korkusuz

                 özgür.

Geceler yıldız ve düş doluymuş

Tek bir silah sesi duymamışlar

       dağlarda

              ovalarda

                    sokaklarda.

*

İnsanlarım, ah benim insanlarım!

                     bilirim güzelsinizdir

özgür ve üretken tüm insanlar gibi,

                   ama sizi Almanya’da

öğrencilerimin gözlerinden görmek,

             yürek atışlarından duymak

       bir kat daha güzelleştiriyor sizi,

bir kat daha güzelleştiriyor ülkemizi

*

Karlı dağlardan Harran’a inerken

bahar karşılamış hepsini

Harranlılarla birlikte.

Harran Üniversitesi

Uzay Bilimleri Merkezi’nde

    yıldızları seyretmişler.

“Yıldızlar ne kadar büyük,

güneş ne kadar yakın toprağa!”

diyor bizim müdür Herr Müller.

 

         Güneşi bereketli,

          geceler aydınlık

           insanlar özgür

                 ve tok.

    Barış sıcağı sarmış ortalığı.

    Bu toprağın insanı olmak

        ne mutlu, ne onurlu!

Nasıl da özlemişim bu duyguları!

 

Yalnızca Uzay Merkezi,

yalnızca yıldızlar ve güneş değil

        görmeye değer buldukları.

 

 Mezopotamya Üniversitesi

 Dil Tarih Coğrafya Fakültesi

Özgürlük ve Kardeşlik Müzesi’ni de gezmişler.

Onuncu sınıf öğrencilerinden

Matias’la Melani anlattı izlenimlerini

             Ballandıra ballandıra.

Sınıfın gözlerini bir görmeliydin

                    ışıl ışıldı hepsi!

Hele Kürt öğrencilerim,

hele Türk öğrencilerim

gülüşleri su gibi berrak

            başları dimdik.

                 Bilirsin beni

dayanamam sevdiğimin sevilmesine

           sınıfa sığmadı yüreğim

Batı’yı, Doğu’yu, dünyayı aldı içine!

 

Dersimli Roja anlatmak istemedi

yurdumuzun güneşsiz günlerini.

Bir sürü kitap, resim, film, belge

              getirmişler yanlarında.

           Yakılan Kürt Köylerinin,

          ateşe verilen ormanların

resimlerini yansıttılar duvara asılan perdeye

 

Belgesel bir filmde

             ağlaşan çocukları,

             öldürülmüş evlatlarının ardından

             ağıt yakan anaları

             kadın erkek,

             yediden yetmişe insan manzaralarını

             ve köylerin yakıldığı bir günün

             akşam haberlerini

             izledik.

Roja çevirdi filmdeki konuşmaları Almancaya.

 

Gözünün önüne getir öğrencileri!

Kimi gülmek istedi

                   gülüşü yarım kaldı,

kimi ağlamak istedi

                   ağlayamadı,

çoğu başları ellerinde

                   dondu kaldı!

Apaçık gerçekler nasıl sıvanmış balçıkla

                   o zamanlar?

Hayret, insanlar nasıl aldatılmış, nasıl susturulmuş

                   öyle kolayca?

Bana da armağan olarak

Anadolu halklarının özgürlüğü

mutluluğu, ilerlemesi uğruna

emeğini, canını vermiş

adlı adsız kahramanların

albümünü getirmişler.

Gönlümü aldılar böylece.

Sevindim.

Harran’dan Ankara’ya

manyetik raylı trenle gelmişler.

Dağ taş yemyeşil,

dağ taş ormanmış

       karaçam, sarıçam, gürgen

       akçakavak, meşe,söğüt

deniz gibi dalgalanıyormuş.

 

Bir zamanlar dikili bir ağacın olmadığı

bozkırın nasıl yeşertildiğini sordu Karin.

                       Çakır gözleri fildir fildir.

                       Güldürdü beni merakı.

Roja yanıtladı benim yerime:

“Bir zamanlar yurdunu ve halkını sömürmek isteyen devlet, her yıl milyar kere milyar para harcarmış silaha, askere polise. Ekmekten ucuzmuş ölüm!  Birleşik Demokratik Cumhuriyet, barıştan sonra, öldürmek için harcanan milyarları insanları daha mutlu yaşatmak, bozkırı yeşertmek yolunda kullanma kararı aldı. Bir karış ağaçsız toprak, bir yudum zehirli su kalmayıncaya kadar dikilecek her yıl ağaç...”

Kardeşim,

yıllar sonra

Nazım’ın Davet’i gerçek oluyor desene!

Keşke Nazım da, Nazımlar da görebilseydi

                   bu günleri!

 

Fakat bir şey var ki,

           sınıfta değil

        evde yaşadım

sana anlatmadan bitirmeyeceğim

                                 satırlarımı.

Dedim ya, öğrenciler bana bir albüm getirmiş

              Özgürlük ve Kardeşlik Müzesi’nden.

Dersten sonra eve varınca oğlum Şafak’a vermiştim.

Oğlum Bochum Üniversitesi’nde öğrenci,

                                              son sınıf.

Gece çalışma odamın kapısını yavaşça açtı

                                     saat on sularıydı

geldi, albümü önüme koydu:

“Baba!” dedi, “baba,

akşamdan beri baktım tüm resimlere

                  dikkatle taradım listeleri

                  senin adını aradım,

                  senin resmini aradım

                              yoksun!”

“Baba!” dedi, “baba,

sen de olsaydın aralarında,

sen de karşı koysaydın o barbarlığa

                  belki baba,

                  belki değil

                  mutlaka

                  bir gün önce biterdi

                  o lanet savaş!”

Kapıyı sessizce üstüme çekti gitti.

Don vurgunu kiraz dalına döndüm!

Ardından bile bakamadım yüzüne.

Utandım suskunluğumdan,

Utandım oğlumun bakışından.

 

Sözlerimi burada noktalıyorum

Anlıyorsun beni değil mi

sevgili kardeşim?

 

Bochum, Almanya

3 Kasım 1993

Kemal Yalçın

·       * Bu şiir, “Barış Sıcağı” adlı, Pencere yayınlarından 2000 yılında, İstanbul’da yayınlanan kitabımdan alınmıştır.(K.Y.)

 

NEREDE BAŞLAR BARIŞ?

 

Barış,

önce içimizde başlar

kendimize karşı.

 

Barış,

annenin dilinde,

sütünün akında başlar.

 

Barış,

konacak isimde

edilen duada başlar.

 

Barış,

oyunda, oyuncakta

öğretilen şarkıda başlar.

 

Barış,

kundakta, kucakta

barış, yuvada, okulda başlar.

 

Barış,

bayramda seyranda

barış, giyimde kuşamda başlar.

 

Barış,

yazılan tarihte

okutulan kitaplarda başlar.

 

Barış,

bilimde, teknikte

barış, gerçeğin ölçüsünde başlar.

 

Barış,

komşunun evinde,

toplumun vicdanında başlar.

 

Barış,

renkte, seste, çizgide

barış, dikilen heykelde başlar.

 

Barış,

tüten bacada,

dönen çarkta başlar.

 

Barış,

Sevgide, sevide

Barış, düşünen beyinde başlar.

 

Barış,

inançta, ibadette

barış mabetlerde başlar.

 

Barış,

güzele, doğruya

hayranlıkta başlar.

 

Barış

tasayı, kıvancı, sevinci

paylaşımla başlar.

 

Barış insanı,

barış dünyayı,

barış evreni sevmekle başlar.

 

Herkes başlayabilir barışa

Herkes soluyabilir barışı

Herkes ilk adımı kendi atmalı

Küçük küçük, nakış nakış

 

Bochum, Almanya,

1997

Kemal Yalçın

Yeni Kitap

SüryanilerVeSEYFO kitap kapaklari
Bu kitabımda, dünden bugüne Süryanilerin tarihini, 1915’te SEYFO olarak adlandırılan soykırım sırasında Süryanilerin başlarına gelenleri... [Devam]

Özyaşam

kemalyalcin1
Kemal Yalçın, 05.09.1952 günü Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa...[Devam oku]

 

Kitaplar

books 1149959 1920
İlk şiirimi 1964 yılında, Isparta Gönen Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım. Düzenli yazmaya 1973’de başladım. [Devam oku]

Şiirler

young girl 1149701 1920
Yazarlık hayatıma şiirle başladım. En zor günlerimde, en yalnız anlarımda, en duygusal hallerimde şiir benim elimden tuttu. [Devam oku]

Yazılar

book 1091627 1920
Şiir, öykü ve romanın dışında, düşünce ve görüşlerimi deneme, makale, gazete yazısı biçimlerinde dile getiriyorum. [Devam oku]

Yazarlar

fgd
Bu dünya gelimli gidimli bir dünya. Sevgili dostlarımı, değerli yazar arkadaşlarımı birer birer sonsuzluğa uğurladık. Onları bu sayfada... [Devam oku]

Dünya bizim vatanımız

Konuk Defteri

books 925891 1920
Kitaplarım, şiirlerim, edebiyat çalışmalarım hakkında okuyucularımdan, arkadaşlarımdan çeşitli mektuplar, yazılar alıyorum. Bunlardan bazılarını, uygun gördüklerimi burada yayınlıyorum. [Devam]

Eğitim

bookshelf 413705 1920
İlkokuldan sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’na ve daha sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gittim. Toplam 10 yıl yatılı öğrenci olarak okudum. [Devam oku]

Sipariş

gifts 570821 1920
Bu web sitesinde tanıtılan kitapların tümü buradan sipariş edilebilir. İyi okumalar. [Devam]